|
dal budak salmak
-
Karmaşık bir biçimde yayılıp genişlemek.
-
Run riot
-
Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri
Örnek:
Cılız dallar, yeşili fersiz, tırnak kadar yapraklar! T. Buğra
-
Kol, bölüm, branş.
-
Canlıların bölümlenmesinde, sınıfların bir araya gelmesiyle oluşan birlik, şube.
-
Arka, sırt.
-
Kol.
-
Omuz
Örnek:
Belikler dalına dökülür gelir / İnce bel üstüne sal ala gözlüm. Halk türküsü
-
Boyun, ense.
-
Çıplak, yalın.
-
Zaman belirten kelimelerin başına getirildiğinde kelimenin anlamını güçlendirir.
-
bk.Dalton
-
1. Bitkilerin çoğunlukla yapraksız olan, sapın değişik uzunluk veya büyüklükteki küçük sap ve sürgün kısımları. 2. Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan ve sınıfların bir araya gelmesiyle oluşan birlik, filum, kladus.
-
Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri.
-
Branch. branch. bough. twig. ramification. subsection. offshoot. arm. offset.
-
Arm. branch. offshoot. section. bough. subdivision.
-
Split pulse, esp. of Cajanus Indicus.
-
Arm. branch. bough. subdivision. limb. twig. stem. offset. offshoot. spreading. spray. switch. succursal. wattle.
-
'From the,' 'by the '.
-
Dedicated Access Line A non-switched circuit from the customer to a carrier.
-
General Data Access Library.
-
This is the Indian term for all varieties of dried beans, split peas, and lentils There are many different varieties of dal, all of which have a specific use in Indian cooking. , 'the Poor' or 'the Meek', related to ''Ani' above and 'Ebion' below.
-
Dedicated access line An analog special-access line that runs from a caller's own equipment directly to a long distance company's switch or POP Usually provided by a local telephone company The line may go through the local telco central office, but the local telco does not switch calls on this line. [From Hindi /dal/ ] diagonal, incline -- something arranged obliquely or slanted.
-
Dedicated Access Line. defended asset list; A ranked listing of facilities, forces, and national political items that require protection from attack or hostile surveillance The list is compiled from federal departments and agencies, unified and specified commands, and the armed services to ensure national security emergency preparedness functions. from dail, a field The English equivalent is 'dale'.
-
A group of persons. 1 Dedicated Access Line 2 See Data Access Language.
-
Dal. a metric unit of volume or capacity equal to 10 liters.
-
twig
-
Branch, cladus, phylum
-
decaliter.
-
Bir hidrojen atomunun ağırlığına denk gelen ağırlık birimi. Yaklaşık 1.657 x 10 -24 g, atomik kütle birimi.
-
dalton
-
İngilizce bir ad; John Dalton (1766-1844), atom teorisini gündeme getiren ünlü bir İngiliz fizikçi ve kimyager (Dalton kısmî basınç yasasının adaşı); Birleşik Devletler'de iki şehrin adı
-
Ağacın dal olacak sürgünü.
-
Dal.
-
Dalın gövde içindeki başlangıç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm.
-
Yaşayan ağaçta dalın gövde içinde kalması sonunda oluşan silindirsel sert bölüm.
-
Bk. budak
-
İnce ve küçük da
-
Ağaç gövdesinde tomurcuk çıkacak yuvarlak boğum.
-
Knot. knob. shoot. knag. knar. snag. knurl.
-
Knot. snag. knurl.
-
snag.
-
Ast
-
noeud
-
Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak, bırakmak, koyuvermek
Örnek:
Derhâl kapının zincirini salıvererek kanadı arkasına kadar açtı. E. E. Talu
-
İvedilikle yollamak, hemen göndermek
Örnek:
Bununla beraber peşine adam salmak gerekir. A. Gündüz
-
Koymak, katmak
Örnek:
Halk ruhunun benliğinizde yeniden uyanıp hararetini gönlünüze saldığını duyarsınız. R. H. Karay
-
Sürmek
Örnek:
Bunun içindir ki dal budak saldı, yemiş vermeye başladı. R. E. Ünaydın
-
Uğratmak.
-
Vergi yüklemek.
-
Üzerine yürütmek.
-
Saldırmak
Örnek:
Aç kurt, yılana da salar, taşa da! dedi. M. Ş. Esendal
-
(Özdek, öğecik vb.) Işın, erke, tanecik demetleri verip göndermek.
-
Release. let out. let off. unbind.
-
Emit. secrete. to set free. to send. send forth. to let go. to loose. to release. to emit. to add. to put.
-
To set sb / sth free. to let sb / sth go. to release. to put out. to put forth loose on. to lower sth into a.
-
emit
-
unleash
-
émettre
-
İçinde aynı cinsten birçok öge bulunan, birbirine az çok aykırı birçok şeyden oluşan, mudil.
-
Çözeltide kendisini oluşturan parçalara iki yönlü olarak ayrışan (bir iyon veya birleşik), kompleks.
-
İçinden çıkılması, anlaşılması açıklanması güç olan, kompleks.
-
İki özdeciğin pek güçlü olmayan kuvvetlerle bir arada tutulmasından oluşan az kalımlı bileşik.
-
Complex. complicated. crazy.
-
Complex. deep. garbled. involved. sophisticated. complicated.
-
complex.
-
complex
-
complexe
biçim(nedir ne demek)
-
Biçme işi.
-
Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkal
Örnek:
İtalya elçiliği bugüne değin ilk biçimini korumuştur. S. Birsel
-
Yakışık alan şekil, uygun şekil
Örnek:
Söylediklerimden çok, söyleyiş biçimi etkili oluyor kalabalığın üstünde. A. İlhan
-
Herhangi bir şeyin benzeri.
-
Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form.
-
Tarz
Örnek:
İngiliz biçimi ceketler, sıcak iklimler için yapılmış kısa pantolonlar. F. R. Atay
-
Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli düzeni, format.
-
Bilgisayarda disketi kullanılabilir duruma getirme.
-
Disketi zararlı ögelerden temizleme.
-
Dış görünüş; bir cismin yapısını ortaya koyan çevre çizgilerinin bütünlüğü.
-
Form. shape. style. cast. configuration. conformation. face. fashion. figuration. format. genre. guise. make. mode. semblance. morpho-.
-
Bathos. configuration. fashion. figure. form. format. make. manner. mode. semblance. shape. strain. stripe.
-
Format. form. manner. shape. way. well-proportioned form. conformation. cut. fashion. figure. make. method. model. stripe. turn. turn of phrase.
-
form
-
Form
-
forme
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|