|
daha açık bir tonunu görmek istiyorum.
-
Phr. shade: i would like to see a lighter shade.
-
Şimdiye kadar, henüz.
-
Var olana, elde bulunana ek olarak, olana katarak
Örnek:
Bir kızım daha olsaydı, adını Meliha koyardım. P. Safa
-
Kendisinden sonra üçüncü kişi iyelik eki alan bir sıfatla birlikte sözü edilen konuda en önemli durumu belirtmek için kullanılan bir söz.
-
Bundan başka, bunun dışında
Örnek:
Daha çiçekleri de sulayacağım. H. Taner
-
Any. more. over. yet. still. any. only. plus.
-
Any. more. over. yet. still. only. plus. else. further.
-
Yet. so far. until now. still. only. more. in addition. else.
-
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı
Örnek:
Açık pencerenin önünde denize karşı saatlerce dertleştik. R. N. Güntekin
-
Engelsiz.
-
Örtüsüz, çıplak.
-
Boş.
-
Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal.
-
Aralığı çok.
-
Çalışır durumda olan
Örnek:
Bazı dükkânları açık olan caddeden sola saptılar. Ö. Seyfettin
-
Kolay anlaşılır, vazıh
Örnek:
Açık konuşma zamanının artık geldiğine kani idim. R. N. Güntekin
-
Gelirin gideri karşılamaması durumu.
-
Bk. gedik
-
1) sarîh. 2 ) alenî.
-
Bk. açılma
-
Open. uncovered. wide-open. visible. apparent. obvious. bare. clear. unclouded. cloudless. definite. exposed. blank. aboveground. articulate. avowed. broad. candid. categorical. clean-cut. clear-cut. confessed. crystal. decided. declared. decollete.
-
Apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. signal. specific. square. transparent. unequivocal. unreserved. vacant. weak.
-
On. open. deficit. offing. vacancy. uncovered. free. exposed to. vacant. unoccupied. blank. deficient. frank. clear. explicit. plain. distinct. light. indecent. obscene. saucy. frankly. closely. apparent. absolute assignment. bald. bare. bl.
-
deficit
-
Bir düzey üstündeki yıkık, çatlak veya aralık, rahne.
-
Dağ geçidi.
-
Boşluk, eksiklik
Örnek:
... kanunların gediğinden alabildiğine yararlanıp küpünü doldurmuş bir açıkgözdü. H. Taner
-
Güçlük, güç durum.
-
Yarma saldırısında düşman mevzilerinde açılan yer.
-
Bir işi yapmak, bir şeyden yararlanmak yolunda verilen hak, imtiyaz.
-
Eksik dişli.
-
(gap) Bir düzey üstündeki yıkık, çatlak veya aralık
-
Osmanlı İmparatorluğunda 1
-
Yüzyılın başlarında İstanbul'da mal ve hizmet gereksinimlerinin karşılanmasında oluşan istem-sunum dengesizliğini gidermek amacıyla belirli bir zenaat ya da ticareti yapabilmek için devletçe verilen ayrıcalık ve bu ayrıcalık karşılığında alınan bir tür vergi.
-
1- Kitaplıktaki dermede doldurulması beklenen boşluk ya da boşluklar. 2- Kaynakçada, özellikle geri dönüşlü çalışmalarla doldurulması gereken boşluk ya da boşluklar.İng.: lacuna (lacunae)
-
Büyük çentik, yıkık yer.
-
Yüksek yer, tepe.
-
Ayrıcalık, verilmiş hak.
-
Görev, vazife.
-
Breach. inroad. crevice. notch. nick. rent.
-
Breach. inroads. gap. mountain pass. pass. difficulty. fault.
-
Breach. gap. mountain pass. fault. defect. privilege. indentation. notch. notching. slap. brach. chase. serrate. skip. dent. kerfi nick. dented. license. aperture. chasm. pocket. rift.
-
gap
-
Lacuna (lacunae)
-
Sayıların ilki.
-
Bu sayıyı gösteren 1, I rakamlarının adı.
-
Bu sayı kadar olan.
-
Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).
-
Tek.
-
Beraber.
-
Eş, aynı, bir boyda.
-
Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.
-
One. single. some. one. single. mono-. uni-. un.
-
One. single. some. mono-. uni-. un.
-
One. single. a. an. unique. sole. the same. owned in common. united. such a. only. any. certain. identical. indifferent. solitary. some. the.
-
Stands for Bureau of Internal Revenue and is in charge of collecting all internal taxes.
-
British Institute of Radiology.
-
Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek
Örnek:
Merdivenin başındaki paravanın arkasında garip bir sahne gördüm. A. Gündüz
-
Anlamak, kavramak, sezmek
Örnek:
Türk iradesinin ne demek olduğunu da sen göreceksin. R. E. Ünaydın
-
Yanına gidip konuşmak.
-
Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek.
-
Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak
Örnek:
Hangi memlekete gitsek, resmî makamlar kadar halkın da rağbetini görürdük. F. R. Atay
-
Yapmak, etmek.
-
Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak.
-
Almak.
-
See. observe. spot. view. catch sight of. get sight of. consider. wake to. waken. sight. see into. behold. experience. espy.
-
Behold. catch. distinguish. espy. experience. know. look. perceive. place. recognize. remember. see. sight. spot. square. tip. treat. view.
-
To see. to see and recognize. to spot. to recognize. to realize. to consider. to judge. to regard. to experience. to live through. to perform. to pay. to receive from another. to face (in the direction of.
-
transact
-
), (f.) gölge
-
Karanlık, gölgelik yer
-
Siper, perde
-
Ölünün ruhu, tayf, hayalet
-
Renk tonu
-
Derece, gömlek
-
Ayırtı, nüans
-
Göigelemek, üzerine gölge düşürmek
-
Saklamak, gizlemek
-
Muhafaza etmek
-
karartmak
-
Resme göIge vermek
-
Rengi derece derece açılmak veya koyulaşmak
-
Gölgelemek, ışıktan korumak, korumak, örtmek, gölge etmek, dönüşmek, değişmek, indirim yapmak
would
(nedir ne demek)
-
will
-
(eski) arzulamak, istemek
-
(yardımcı fiil): a)(istek): He would like to go
-
Cekti, caktı, erdi, ermi (soru hali), ermiydi (soru hali)
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|