|
düzeltmek
-
Düzgün duruma getirmek
Örnek:
Kirli eşyalarımı paketlere sardım, bavulumu düzelttim. R. N. Güntekin
-
Bozukluğunu gidermek, onarmak.
-
Yanlıştan kurtarmak, tashih etmek
Örnek:
Öğleden sonra nüfus kâğıdını getir, kaydını düzeltelim. B. Felek
-
Correct. adjust. set aright. improve. tidy up. arrange. reorganize. straighten. straighten out. smooth. level. polish. unbend. ameliorate. amend. better. clean up. dub. emend. face-lift. fix. grade. grade up. haul up. heal. justify. level off. level.
-
Ameliorate. arrange. correct. cure. do. level. make. mend. reclaim. rectify. redress. reform. rehabilitate. remedy. restore. retrieve. smooth. square. straighten.
-
Fix. to correct. to proofread. to smooth. to straighten. to improve. to rectify.
-
Spruce, spruce up
-
Doğru ve pürüzsüz, muntazam.
-
Eksiksiz ve yerli yerinde, düzenli, kusursuz, insicamlı, rabıtalı, muntazam
Örnek:
Belli ki hâlleri vakitleri çok düzgün değil. M. Ş. Esendal
-
Kurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde.
-
Kenar veya ayrıtları ile açıları birbirine eşit olan (biçim).
-
Kadınların, teni pürüzsüz göstermesi, renk vermesi için yüzlerine sürdükleri yarı sıvı veya boyalı krem, fondöten.
-
Düzenli, doğru.
-
Eksiksiz, kusursuz.
-
Smooth. clear-cut. shapely. in good trim. straight. formal. fluent. regular. dandy. ordered. shipshape. slick. square. trim. unruffled. right. dandyish.
-
Clean. dress. even. level. presentable. proper. regular. shapely. shipshape. smooth. steady. true. orderly. clean-cut. correct.
-
Smooth. neat. orderly. well proportioned. level. well-arranged. correct. regular. flat. plain. glossy. fresh paint. cosmetic. wash. ceruse. even. uniform. plane. uniformly. facial preparation. formal. sleek. straight. laminar. right. taut. clear-cut.
-
spruce
getirmek(nedir ne demek)
-
Gelmesini sağlamak
Örnek:
Dün bir deri bir kemik hâlinde eve getirip bırakmışlar. R. N. Güntekin
-
Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak.
-
Erişmek veya eriştiğini sanmak.
-
İleri sürmek.
-
Sebep olmak, ortaya çıkarmak.
-
İletmek, bildirmek
Örnek:
Bir zabit nefes nefese şu haberi getirdi. O. S. Orhon
-
Sağlamak
Örnek:
Haftada bir cuma günleri işleyen küçük bir kahve ayda ne kadar gelir getirirse. Ö. Seyfettin
-
Bir makama atamak veya seçmek.
-
Bring. get. bring along. bring in. carry. bear. convey. fetch. introduce. take into. usher. work up.
-
Bring. pose. produce. to bring. to fetch. to bring in. to yield. to give. to put forward. to bring forth.
-
Fetch. to bring. to yield. to give. adduce. get. reduce. return.
-
propose
-
return
-
Bring round
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|