Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > cihad nedir, cihad ne demek (cihad nnd)

cihad nedir, cihad ne demek?

cihad

  1. Bk. din savaşı
  2. 1. din uğrunda düşmanla savaşma. 2. islam uğrunda çalışma. cihad müslümanlara farz kılınmıştır. mallarıyla, canlarıyla savaşan mü'minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şchidlik makamıyla yüceltilip taltif edilmişlerdir. kur'an'da defalarca tekrarlanan bir emirdir. - dil kuralına uygun olarak "d/t" olarak kullanılmaktadır.
  3. (Cehd. den) Düşman ile muharebe. İlim ve imanla, sözle, fiile, mal ve canla bütün kuvvetini sarf etmek. Allah (C.C.) yolunda muharebe. Din için çalışmak. Erkan-ı imaniye ve esasat-ı diniyeyi muhafaza ve imanı takviye için cehd ve gayret etmek. Şeriat-ı Garra'nın ahkamını muhafaza, Kelimetullah'ı i'la, küfr-ü mutlakın ve küffarın (süfyan ve deccalın) fitnelerini def ile hakimiyet-i Hakkı te'min eylemek. (Bu mücahede, zamanımızda kılıçla değildir. Kılıçla olan cihad, din hükümlerinin cari olduğu dar-ı İslamın haricinde yapılabilir. Bununla beraber bu mezkur maddi ve manevi cihad, değişen şartlara bağlıdır.)Kur'an-ı Kerim'de 9. surenin 24. ayetinin çok kısa bir meali şöyledir:"De ki: Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, zevceleriniz, akraba ve kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve hoşunuza giden meskenleriniz, evleriniz size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevgili ise, artık Allahın emri (layık olduğunuz cezası ve felaketi) gelinceye kadar bekleyin. Allah öyle fasıklar güruhunu hidayete erdirmez."Cihada dair pekçok ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler vardır.(Cihad-ı diniye farzdır; bu zamanda muzaaf farz-ı ayndır. M.)(Cihad, mertebe-i şehadetin merdivenidir. Lemeat.)(Bütün ümmet için ve bilhassa, İslam ve Kur'an hizmetinde fedakar ve sebatkar çalışan mücahidler için daima tazeliğini koruyan Tebük Seferindeki bir hadiseyi, bazı kısımlarını aynen alıyoruz.Bu hadisede, çok çeşitli ders ve ibretler vardır. Ezcümle: Maddi ve manevi cihadda, bir tekasül ve ihmalin bilhassa kendi şahsi hayatına temayül gösterip özürsüz olarak cihaddan geri kalmakla, mücahid cemaatin cihad ruhuna ve fedakarane sebatına fütur getirmek ve kuvve-i maneviyeyi kırmağa sebep olmak gibi büyük mes'uliyetler bulunduğundan, cihad ruhuna zararlı düşen bu gibi fiil ve hareketler, cemaatça ve bilhassa ileri gelen kimseler tarafından takbih edilerek, bu tarz hissiyatların inkişafına meydan vermemek.Hem ihlas ile ve sadece Allah rızası için çalışmanın şiddetli imtihanlarından geçmekle azami sadakat dersini vermek gibi ehemmiyetli çok hikmetleri ihtiva eder:(...Resulullah ile müslümanlar, gaza hazırlığıyla meşgul oldular. Ben de onlarla beraber yola hazırlanmak için sabahleyin evden çıkıp dolaşırdım. Hiçbir iş görmeden akşam üzeri döner gelirdim. Ve kendi kendime: "Hazırlanmağa kudretim, vaktim müsaittir." derdim. Bu ihmalcilik bende durmayıp devam etmişti.Resulüllah gazaya gittikten sonra çarşıya, pazara çıktığım ve halk arasında dolaştığım sıra beni en fazla mahzun ve mükedder eden bir şey vardı. O da halk arasında (imanı yerinde, vücudu zinde kimse) görmemekliğim; ancak ya nasiyesine nifak damgası vurulmuş kimselerden bir kişi yahut da malül olup da Allah Teala'nın mazur gördüğü bir mü'min görürdüm.Sonra Resulüllah bir sabah Medine'ye teşrif buyurdu. Resulüllah bir seferden geldiğinde ilk iş olarak mescide girmek ve orada iki rekat namaz kılmak, sonra halkın: Hoş geldiniz temennilerini kabul etmek için oturmak itiyadında idi. Bu defa da bu adetini yerine getirip mescidde oturunca Tebük Seferi'ne gitmeyip arda kalanlar Resulüllah'a gelerek özür dilemeye ve yemin ile özürlerini te'yid etmeğe başladılar. Bunlar seksen kadar er kişiydiler. Resulüllah bunların hallerine göre özürlerini ve biatlerini kabul ve onlar için istiğfar buyurdu. Ve bunların iç yüzünü ve hakikatını Allah Teala'ya havale eyledi. Bu arada ben de huzura geldim. Ve Resulüllah'a selam verince gazablı bir tebessümle gülümsedi. Sonra bana: Gel dedi. Ben de yürüyüp vardım, ta önünde oturdum. Bana: "Seni nasıl bir mani geri bıraktı? Sen Akabe'de arkana biat almış değil mi idin?" buyurdu. Ben de şöyle cevap verdim: "Evet, vallahi, Ya Resulüllah! Size nusret etmeğe söz verdim. Vallahi benim seferden tahallüfüm hakkında arzedecek hiç özrüm yoktur. Vallahi ben sizden geri kaldığım zamanki kadar hiçbir vakit daha kuvvetli ve daha suhuletli değildim." Bu maruzatım üzerine Resulüllah (A.S.M.) "Hakikaten bu, doğru söyledi. Ey Ka'b! Haydi kalk; Allah hakkında hükmedinceye kadar bekle!" buyurdu.Resulüllah, kendisinden seferde geri kalanlardan bizim işte şu üçümüzle konuşmaktan müslümanları nehyetti. Halk da bizden çekindiler ve bize yüzlerini ekşittiler. Hatta bana yeryüzü yabancılaştı, bu hakidan benim bildiğim toprak değildi. Bu hal üzere elli gün kaldık. İki arkadaşım halktan çekildiler ve evlerinde oturup ağlamakla vakit geçirdiler. Fakat, ben onların daha genci ve daha salabetlisi idim. Bu cihetle ben evimden çıkardım. Ve mescide gidip müslümanlarla beraber namazda hazır bulunurdum. Ve sokaklarda, çarşıda dolaşırdım. Halbuki hiçbir kimse bana söz söylemezdi. Namazdan sonra Resulüllah'ın meclisine varır ve kendine selam verirdim. Ve içimden: Acaba Resulüllah selamıma mukabele ederek dudaklarını oynattı mı, yoksa oynatmadı mı? derdim. Sonra namazı Resulüllah'ın yakınında kılardım da gizlice onu gözetlerdim. Namazıma yöneldiğim sıra o bana doğru dönerdi. Fakat ben onun tarafına bakınca da yüzünü çevirirdi. Nihayet halkın cefasından ıztırab çektiğim bu hal uzayınca bir gün gittim. Ta Ebu Katade'nin bahçe duvarından aştım. Ebu Katade, amcam oğlu ve halk arasında beni en çok seven bir zat idi. Vardım, ona selam verdim. Vallahi selamımı almadı. Ben: "Ey Ebu Katade! Allah adına and vererek sana sorarım: Benim Allah'ı ve Resulüllah'ı sevdiğimi bilir misin?" dedim. Sustu, cevap vermedi. Tekrar and verdim. Allah aşkına sordum. Yine sükut etti. Üçüncü bir daha Allah adına and verdim. Bu defa: "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dedi. Bunun üzerine gözlerimden yaş boşandı. Artık döndüm, duvardan aştım.Ka'b bin Malik rivayetine devam ederek der ki: Birgün Medine çarşısında gidiyordum. Medine'ye zahire satmağa gelen Şam ahalisinden nebeti bir fellah, bir ekinci: "Ka'b bin Malik'i bulmağa bana kim delalet eder?" diye soruyordu. Bunun üzerine halk ona beni göstermeğe başladılar. Nihayet nebeti kişi bana geldi. Ve Gassan Meliki'nden bir mektup verdi. Bakınca: (Emma ba'dü) den sonra bu mektupta şöyle yazıldığını gördüm: Haber aldığıma göre sahibin (Peygamber), sana cefa ve eza ediyormuş. Allah seni hakaret görecek ve hakkın zayi olacak bir mevkide tahkir ve tezlil için yaratmamıştır. Orada durma, bize gel! Sana şanına layık bir surette hürmet ve ihsanda bulunuruz. Bu mektubu okuyunca, bu da öbür--uşu-- gibi bir beladır, dedim. Hemen bu sayfayı ocağa attım, ocakta yaktım.Nihayet bu elemli elli günden kırk günü geçtiğinde bir gün baktım ki Resulüllah'ın gönderdiği bir zat, (Huzeyme bin Sabit) bana geliyor. Huzeyme gelip, bana: "Resülullah sana kadınından ayrılmanı emrediyor!" dedi. Ben de: "Kadınımı boşayacak mıyım, yoksa ne yapacağım?" dedim. O da: "Hayır, boşama, yalnız ondan ayrı bulun, kadınına yaklaşma." dedi.Resulüllah, Huzeyme ile iki arkadaşım Murar ile Hilal'e de bunun gibi emir göndermişti. Bu emir üzerine kadınıma, haydi ehline (baban ailesi yanına) git, Allah bu iş hakkında hükmedinceye kadar, onların yanında bulun! dedim.Bundan sonra on gün daha durdum. Ta ki Resulüllah'ın bizimle halkı görüşmekten menettiği tarihten itibaren elli günümüz dolmuştu. Vakta ki ellinci günün sabahında sabah namazını kıldım. Ve evlerimizden birinin damı üzerinde bulunuyordum. Öyle bir halde bulunuyordum ki, Allah Telalanın (Tevbe suresinde) zikrettiği vechile hayatım bana güçleşmişti. Ve yeryüzü bütün genişliği ile başıma dar gelmişti. İşte bu sırada Sili dağı üzerinde en yüksek sesiyle: "Ey Ka'b bin Malik, müjde!." diye olanca kuvvetiyle bağıran birisinin sesini işittim. Hemen secdeye kapandım. Ve anladım ki darlık gitmiş, genişlik gelmiştir. Ve Resulüllah sabah namazını kıldığı zaman Allah'ın bizim üzerimize tevbesini (nedametlerimizin kabulünü) ilan etmiştir de, halk bize müjdelemeğe koşmuştur. Arkadaşlarım tarafına da bir takım müjdeciler gitmişlerdi. Bana da bir kişi (Zübeyr bin Avvam) müjdelemek üzere atını sürmüştü. Ve Eslem kabilesinden bir müjdeci (Hamza bin Amr) da koşup Sili dağının üstüne çıkmıştı. Bunun sesi attan sür'atli idi. Sevimli sesini işittiğim bu müjdeci bana gelince üzerimdeki iki kat elbisemi hemen çıkarıp müjdelik olarak ona giydirdim. Vallahi o gün bundan başka elbisem yoktu. (Ebu Katade'den) iğreti iki kat elbise alıp giydim. Hemen Resulüllah'a (A.S.M.) koştum. Ashab, beni takım takım karşıladılar. Tevbemin kabulünü (günahtan beraatimi) tebrik ediyorlar ve: Allahın, tevbeni kabul buyurması sana kutlu olsun! diyorlardı.Ka'b rivayetine devam ederek der ki: Nihayet mescide girdim. Resulüllah oturmuştu. Etrafında ashab çevrelenmişti. Hem Talha bin Ubeydullah kalktı, koşarak geldi, musafaha etti, elimi sıktı ve beni tebrik etti. Vallahi muhacirlerden Talhadan başka kimse bana ayağa kalkmadı. Talha'nın bu lütfunu unutmam.Ka'b der ki: Vaktaki Resulüllah'a (A.S.M.) selam verdim. Mübarek yüzü meserretten şimşek çakar gibi şakır bir halde bana: "Bir günün hayır ve saadeti ile müjde sana ey Ka'b ki, annen doğurduğu günden beri yaşadığın günlerin en hayırlısı!" buyurdu. Ben: "Ya Resulallah! Bu tebşir, tarafınızdan mı, yoksa Allah tarafından mı?" dedim. Resulullah: Hayır, benim tarafımdan değil, doğrudan Allah tarafından! buyurdu. Esasen Resul-ü Ekrem, taraf-ı İlahiden tesrir buyurulduğu zaman mübarek yüzü parlardı, hatta o, bir ay parçasına benzerdi. Biz de meserretli bir vahiy geldiğini onun bu sevimli simasından anlardık.Vaktaki Resulüllah'ın huzurunda oturdum. - Ya Resulallah, Allah ve Resulullah'ın rızası için halis sadaka olmak üzere malımdan sıyrılıp çıkmak ve malımın hepsini fukaraya dağıtmak istiyorum. Bu istek, tevbemin kabulü icabındandır dedim. Resulullah (A.S.M.): "Hayır, malının bir kısmını kendine alıkoy. Bu senin için daha hayırlıdır!" buyurdu. Ben de "Şu Hayber'deki hissemi alıkorum" dedim.) (S.B.M.)

din savaşı (nedir ne demek)

  1. Müslümanlarca din uğruna, dini yaymak ve yüceltmek için girişilen savaş.

din   US UK (nedir ne demek)

  1. Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen
    Örnek: Yazık ki bu sanat ve din bahsinde bana arkadaşlık edecek kültürde değil. R. H. Karay
  2. İnanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü.
  3. Bir şeyin en yüksek ve sivri noktası.
  4. İlmek.
  5. Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet
  6. C.G.S. sisteminde 1 g'lık bir kütlenin hızını saniyede 1 cm artıran güç birimi: Bir nevton 105 din'e eşittir.
  7. Görünen, görünmeyen doğaüstü güç, nesne ya da varlığa inanma nedeniyle doğmuş olan ve bireylerin gerek birbirleriyle, gerek çevreleriyle ilişkilerini birtakım kutsal uygulama ve davranışlarla düzenleyen, sağlayan evrensel olgu. bk. ilkel din, halk dini, arınma, kurban, sakınma, krş. büyü, tören, kutyasak, muska.
  8. Ceza, ivaz.
  9. (en) To sound with a din; a ding.
  10. (en) Loud, confused, harsh noise; a loud, continuous, rattling or clanging sound; clamor; roar.
  11. (en) To strike with confused or clanging sound; to stun with loud and continued noise; to harass with clamor; as, to din the ears with cries.
  12. (en) To utter with a din; to repeat noisily; to ding.
  13. (en) Belief.
  14. (en) Equal opportunity.
  15. (en) Ethnic group.
  16. (en) Persuasion.
  17. (en) Proselyte.
  18. (en) The initials stand for German Industrial Standard and in car audio can be used to describe a standard dash opening for a deck or a multi-pin connector used in lieu of a RCA connector.
  19. (en) Plug and socket connector consisting of a circular pattern of pins in a metal sleeve This type of connector is commonly seen on keyboards.
  20. (en) Multi-wire cable with DIN connectors at both ends Usually has 5 or 6 inner wires Different diameter and configuration from maker to maker Pictures of DIN connectors or, more details about DIN Cable.
  21. (en) Deutsche Industrial Norm German industrial standardization for radio dimensions, approximately 7 inches wide by 2 inches high.
  22. (en) Deutsche Industrie Normenausschussan; association that sets standards for the electronics industry.
  23. (en) Set of German standards recognized throughout the world The 1/8 DIN standard for panel meters specifies an outer bezel dimension of 96 x 48 mm and a panel cutout of 92 x 45 mm.
  24. (en) Deutsches Institut fur Normung A type of connector defined by the German Standards Institute Generally used to connect peripherals such as mice, modems, and keyboards to computing devices The DIN connector found on 1x0-series Newtons and the eMate is a DIN-8 connector, so called because it has eight pins See also Mini-DIN Source: TE.
  25. (en) An acronym for Deutsche Industrie Normung , DIN is a German organization that establishes standards for industry One common place you'll encounter DIN standards in America is with circular multi-pin plugs, like those found on the ends of MIDI cables Other DIN standards exist, including noise specs, rack measurements, signal EQ standards and more It is important to note that they do not necessarily match up with the corresponding American standards.
  26. (en) Deutsche Industrie Norm The german system of rating film sensitivity to light.
  27. (en) Deutche Industrie-Norm: German industry standard.
  28. (en) Standards Institution of the Federal Republic of Germany.
  29. (en) Deutsche Industrie Norm.
  30. (en) Deutsches Institut fur Normung.
  31. (en) This is an acronym used for the Deutsches Institut fur Normung.
  32. (en) The German Institute for Standardization This institute establishes standards for testing and classifying air filters.
  33. (en) Document Identification Number DOJ: Department of Justice.
  34. (en) Numerical rating used in Europe to describe the sensitivity of film to light The DIN rating increases by 3 as the sensitivity of the film doubles See film speed.
  35. (en) Yesterday.
  36. (en) Faith.
  37. (en) İnstill by constant repetition; 'he dinned the lessons into his students' To render dim, obscure, or dark; to make less bright or distinct; to take away the luster of; to darken; to dull; to obscure; to eclipse.
  38. (en) Religion.
  39. (en) Dyne.
  40. (al) Religion
  41. (fr) Religion
  42. Gürültü etmek, kafasını şişirmek (Argo) gürlemek; tekrar tekrar söylemek, söyleyip durmak; çınlamak; yankılanmak
  43. (ned, ning) gürültü, patırtı, şamata
  44. Gürültü ile söylemek, tekrar tekrar söylemek
  45. Gürültü etmek
  46. Deutsche Industrienor men Alman Sanayi Standartları
  47. Filmin ışığa karşı hassasiyet ölçüsü.

savaşı (nedir ne demek)

  1. (en) War, warfare, battle, fight, combat, fighting, struggle, campaign, conflict, crusade, fray.

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
0.012