|
ciddi
-
Şaka olmayan, gerçek
Örnek:
Kısa zamanda yarı şaka, yarı ciddi tenkit edecek kadar yakınlaşmışlardı. T. Buğra
-
Ağırbaşlı
Örnek:
Ben onu pek ciddi bir genç olarak tanırım. H. R. Gürpınar
-
Titizlik gösterilen, önem verilen
Örnek:
Bu dönemde yazara konu üzerinde vukuf, ciddi incelemeler şart koşulur. H. Taner
-
Tehlikeli, endişe veren, ağır, vahim
Örnek:
Hastalığımızın oldukça ciddi olduğuna işaret etmekten kendimizi alamadık. B. Felek
-
Eğlendirme amacı gütmeyen.
-
Gülmeyen
Örnek:
O ciddi bir tavırla mühim bir şey anlatmaya hazırlanmış gibiydi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Güvenilir, sağlam, önemli
Örnek:
Ciddi bir gazetede genç bir muharririn şu sözleri beni hâlâ düşündürüyor. O. S. Orhon
-
Önem vererek, gerçek olarak.
-
Serious. earnest. businesslike. unsmiling. critical. important. austere. capital. demure. devout. eventful. forbidding. grave. gut. momentous. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. starched. mortally.
-
Austere. bad. critical. deep. earnest. grave. heavy. momentous. nasty. serious. sober. solemn. staid. standoffish. steady. straight. weighty. true. real. important. significant.
-
Serious. acute. ad hocracy. austere. crucial. devout. earnest. heavy. sober. solemn. stately. steady.
-
Güldürmek, eğlendirmek amacıyla karşısındakini kırmadan yapılan hareket veya söylenen söz, latife
Örnek:
İmamın şakasına ben de şaka ile mukabele ettim. R. N. Güntekin
-
Joke. monkeyshiness. fun. pleasantry. jest. badinage. banter. chaff. drollery. game. hell. humor. humour. josh. lark. quiz. sport. waggery. waggishness. wisecrack. witticism.
-
Gag. jest. joke. lark. play. prank. skit.
-
Gag. jest. joke. chaff. crack. fun. giggle. hoax. jape. lark. leg pull. persiflage. play. rib tickler. spoof. wheeze. wisecrack. witticism.
-
Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki.
-
Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat.
-
Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici.
-
Temel, başlıca, asıl
Örnek:
Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır. N. Ataç
-
Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan.
-
Yapay olmayan.
-
Doğruluk
Örnek:
Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa, duygu payı da ondan az değildir. B. Felek
-
Gerçeklik, realite
-
1- Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak, var olan. 2- Bilinçten bağımsız olarak var olan.
-
Doğru, dürüst.
-
Temel, başlıca, asıl doğayı yansıtan.
-
True. real. factual. original. actual. authentic. genuine. rightful. truthful. right. exact. proper. literal. bona fide. dinkum. earnest. honest-to-god. honest-to-goodness. intrinsic. pucka. pukka. sincere. sterling. straight-out. substantial. tangib.
-
Actual. authentic. effective. fact. genuine. gospel. heartfelt. intrinsic. lowdown. outright. positive. proper. real. reality. regular. sincere. substantial. tangible. true. truth. veritable. virtual.
-
Real. authentic. genuine. true. actual. actuality. true copy. dinkum. essence. fact. factual. faithful. point of fact. positive. proper. reality. right. serious. sincere. solid. straight out. tangible. truth. truthful. veracity. veritable. verity.
-
real
-
réel
-
realis
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|