|
cephe gerisi
-
Savaş alanının gerisinde kalan bölge
Örnek:
Atılmış portakal kabukları üstüne üşüşen şiş karınlı çocuklar, ekmek artığı kemiren iskelet kadınlar, ilk defa burada bize cephe gerisinin ıstırabını haber verdi. F. R. Atay
-
Behind the front-lines. army service area.
-
Bir şeyin veya yapının ön tarafta bulunan bölümü, alnaç
Örnek:
Başını kaldırarak köşkün karanlık cephesine baktı. P. Safa
-
Belli bir düşünce, istek çevresinde sağlanan beraberlik.
-
Yan, yön, taraf
Örnek:
Hakikatin bin bir cephesi ve başka başka görünüşleri yok mudur? A. Ş. Hisar
-
Üzerinde savaşın sürdüğü bölge
Örnek:
Meydan muharebesi, yüz kilometrelik cephe üzerinde cereyan ediyordu. Atatürk
-
Farklı ısıdaki iki su kütlesi arasındaki sınır.
-
Yerde veya daha yükseklerde sıklık, sıcaklık bakımından iki ayrı hava yığınının karşılaştıkları yer.
-
Front-Line. front. front line. frontispiece. face. facade. aspect. exposure.
-
Front. frontage. façade alnaç. yüz. side yan. yön.
-
Front. frontage. side. front. front line. march. face. facade. aspect.
-
Arka, bir şeyin sonra gelen bölümü, art, alt taraf, ileri karşıtı
Örnek:
Amerikan barın gerisinden işaret eden barmen seslendi. N. Cumalı
-
Bundan başkası
Örnek:
Kaşla göz, gerisi söz. Atasözü
-
Son, sonuç.
-
Bir şeyin sona kalan bölümü.
-
Geçmiş, mazi
Örnek:
Artık geride özleyeceğim hiçbir şey yok. S. F. Abasıyanık
-
Hayvanda boşaltım organının dışı.
-
Eksik gösteren (saat).
-
Aptal, anlayışsız.
-
Araba üzerine gerilerek kenarları arabanın korkuluğuna tutturulan ve içine saman veya tahıl doldurulan büyük kıl çuval.
-
Vücudun ortasından geçen çizgiyle dar açı yapan çizginin gösterdiği ve ilerinin karşıtı olan yön.
-
Rear. back. reverse. backward. rearward. reversing. hind. posterior. slow. back. backward. backwards. behind. aback. back. rear. rest. re-. retro-.
-
Back. backward. rear. reverse. rest. remainder. hind. undeveloped. slow. stupid. half-witted. imbecile. backward. toward the rear. behind.
-
Back. backward. rear. the rest. reactionary. slow. about turn ! / face !. behind. little.
-
Kick. kick.
-
Kick.
-
En arrière
-
Devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı mücadele, muharebe, harp, cenk.
-
Uğraşma, kavga, mücadele.
-
Hayvanların birbirleriyle yaptığı mücadele.
-
Bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla girişilen mücadele.
-
Bir toplumun başka bir topluma, isteğini benimsetme amacıyla tüm olanakları ve güçleriyle yaptıkları düzenli saldırı.
-
Silahlı çatışma.
-
War. fighting. wartime. war. warfare. battle. fight. combat. fighting. struggle. campaign. conflict. crusade. fray.
-
War. fighting. wartime. warfare. battle. fight. combat. struggle. campaign. conflict. crusade. fray. action.
-
Fight. war. warfare. struggle. striving. battle. hostilities. hostility. sword.
-
war
-
guerre
kalan(nedir ne demek)
-
Kalma işini yapan.
-
Artan, mütebaki
Örnek:
Kalan on lirayı Aliş'e verdim. Halikarnas Balıkçısı
-
Bir çıkarmanın sonucu.
-
Bölme işleminde bölünenden artan sayı.
-
Bakıyye (bk. artan, artık).
-
Remaining. left behind. residual. residuary. surviving. vestigial. over. remainder. leftover. rest. balance. residual. residue. residuum. rump. arrears.
-
Remainder. residual. residue. rest. remaining. the remainder.
-
The sea otter.
-
Balance. remainder. remainder. the rest. abiding. leavings. remanet.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|