|
cep takvimi
-
Cepte taşınabilecek küçük boy takvim.
-
Pocket calendar.
-
Genellikle bir şey koymaya yarayan, giysinin belli bir yeri açılarak içine yerleştirilen astardan yapılmış parça
Örnek:
Elleri ceplerinde, kapıdan kapıya gidip geliyor. M. Ş. Esendal
-
Trafiği kolaylaştırmak, araçların durabilmesine olanak sağlamak için yaya kaldırımları veya şehirler arası yolların kenarlarına yapılan cep biçimindeki taşıt yanaşma yeri.
-
telefonu.
-
Savaş alanının bir yerinde düşmanın geriletilmesiyle ortaya çıkan taktik durum, çökertme.
-
Cep telefonu.
-
Bk. kese
-
Pocket. vest-pocket. pocket.
-
Pocket. pouch. lay-by. rest stop.
-
pocket.
-
Circular error probable.
-
Contributions Equivalent Premium.
-
Usepa'S Cumulative Exposure Project for 1990.
-
Cooperative Education Program.
-
Civil Emergency Planning.
-
Committee on Educational Policy.
-
Career Entry Profile.
-
Kahverengi yenebilen mantar
-
Cepte taşınan, içine para, tütün vb. konulan, kumaştan veya örgüden küçük torba
Örnek:
Boynundan bir kese çıkardı, fakat içine bakmadan ani bir fikirle yüzü kızardı. H. E. Adıvar
-
Bazı şeylerin üzerine geçirilen, kumaştan çanta biçiminde kap.
-
Yıkanırken kir çıkartmak için ele geçirilen, vücudu ovmaya yarayan, bürümcükten, cep biçiminde bez.
-
Herhangi bir kese miktarında olan.
-
Bir kimsenin mal varlığı
-
Organizmanın bazı boşlukları.
-
Su bitkilerinde içi hava ile dolu olan ve bitkinin suda yüzer durumda kalmasını sağlayan şişkinlik.
-
Beş yüz kuruşluk para birimi.
-
Kısa, kestirme (yol).
-
Torba ya da cep biçiminde herhangi bir yapı. Cep.
-
Bath glove. bag. purse. pocket. bladder. pouch. scrip. vesicle.
-
Pocket. pocketbook. pouch. purse. sac. short cut.
-
Moneybag purse. small cloth bag. financial resources. bladder. cyst. jack. poke. pouch. sac. vesicle.
-
pouch
-
poche
-
bursa:kese
-
Zamanı yıllara, aylara ve günlere ayıran yöntem.
-
Bir yılın günlerini, aylarını, sayılı günlerini gösteren, değişik biçimlerde yapılmış çizelge veya defter
Örnek:
Takvimi iki gündür koparmadım. A. İlhan
-
Yapılacak bir işin türlü evrelerini zamana bağlı olarak gösteren program.
-
Bk. günbilik
-
Zaman akışını, gökbilim açısından, gün, hafta, ay ve yıl olmak üzere aralıklara ayıran, bunları belirleyip saptayan düzen.
-
Bk. takvim
-
Bk. günbilgisi
-
Calendar. almanac. date block.
-
Calendar. almanac.
-
calendar
-
calendrier
-
Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, büyük karşıtı
Örnek:
Bir aralık başımın üstünde kartaldan küçük, atmacadan büyük yırtıcı kuşlardan birinin döndüğünü gördüm. M. Ş. Esendal
-
Yaşı daha az olan
-
Niceliği az olan
-
Niteliği aşağı olan, bayağı.
-
Geri aşamada.
-
Değersiz, önemsiz
-
Büyümesini, gelişmesini henüz tamamlamış olan
-
Kısık, parlak olmayan(ses)
-
Small. little. minor. mini. petty. petit. slight. younger. young. baby. junior. bantam. fiddling. not healthy. inconsiderable. minuscule. niggardly. one-horse. paltry. peanut. piccolo. piddling. poky. remote. snug. tiddly. trifling. trivial. undersiz.
-
Compact. fine. inconsiderable. junior. kid. little. mini. minor. petty. piddling. poky. scrubby. skimpy. slight. small. young. insignificant. child.
-
Minor. small-minded. low-ranking. miniature. small scale.
boy
(nedir ne demek)
-
Bir şeyin tabanı ile en yüksek noktası arasındaki uzaklık
Örnek:
Boyu uzundu, yalnız biraz fazla semizdi. Ö. Seyfettin
-
Bir yüzeyde, en sayılan iki kenar arasındaki uzaklık, en, genişlik karşıtı.
-
Uzunluk.
-
Yol, ırmak, deniz kıyısı
Örnek:
Sınır boylarındaki şeyhlerin göğsünde İngiliz ve Alman nişanları yan yana idi. F. R. Atay
-
Kumaş için ölçü.
-
Uzaklık
Örnek:
Günde üç boy şehrin öbür ucuna gider, gelir. H. Taner
-
Destan
Örnek:
Boy boyladı, soy soyladı. Dede Korkut
-
Ortak bir atadan türediklerine inanılan toplumsal ve ekonomik ilişkilerinde anaerkil, ataerkil anlayışı uygulayan geleneksel topluluk, kabile, klan
Örnek:
Türk boyları birbirlerini kardeş tanıyorlar. O. S. Orhon
-
Herhangi bir filmin, iki kenarı arasında kalan uzunlukla yani eniyle belirtilen büyüklüğü. (Belli başlı filmboyları şunlardır: 8 mm, büyük 8, 9,5 mm, 16 mm, 35 mm, 70 mm. Film alıcı ve göstericileri de buboylara göre belirlenir). TV
-
Bir televizyon almacının, görüntülüğünün köşegen uzunluğuyla belirtilen büyüklüğü. (Bugüne değin ölçün bir televizyonboyu belirlenmemiştir. Çeşitli ülkelerde, genellikle en küçükten en büyüğe doğru sıralanan başlıcaboylar (köşegen uzunlukları) şöyledir: 7,5 cm, 13 cm, 28 cm, 32 cm, 36 cm, 41 cm, 43 cm, 44 cm, 48 cm, 51 cm, 59 cm, 61 cm, 63 cm, 65 cm. Buboylar, genellikle, cep televizyonu, el televizyonu, taşınabilir televizyon, salon televizyonu olarak kümelendirilir. En çok kullanılanboylar 44 cm, 51 cm, 59 cm, 61 cm'dir).
-
Bir aşiretin kollarından her biri.
-
Size, gauge, width, film size (gauge, format, dimension), raw stock dimension, format,
-
Screen size, size of the picture screen
-
stature.
-
Clan. extent. figure. length. size. stature. tribe.
-
A male child, from birth to the age of puberty; a lad; hence, a son.
-
To act as a boy; in allusion to the former practice of boys acting women's parts on the stage.
-
In various countries, a male servant, laborer, or slave of a native or inferior race; also, any man of such a race. offensive term for Black man; 'get out of my way, boy' a friendly informal reference to a grown man; 'he likes to play golf with the boys'.
-
Length. height. stature. size. edge. bank. extent. magnitude.
-
Format, Filmformat, Kinoformat,
-
Bildschirmformat, Schirmbreite, Schirmgrösse
-
Erkek çocuk, oğlan
-
delikanlı
-
aşağ
-
Oğlan, erkek (genç), delikanlı, erkek çocuk, oğul, erkek hizmetli
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|