|
canlı yayın
-
Daha önceden herhangi bir gereç üzerine kaydedilmemiş olay, gösteri, toplantı ve etkinlikleri gerçekleştiği anda alıcı aracılığıyla radyo ve televizyondan aktarma.
-
Daha önceden herhangi bir gereç üzerine saptanmamış, işlikte ya da işlik dışında gerçekleştirildiği, alıcıyla saptandığı anda yayına verilen izlenceler için kullanılan terim. Dolaylı yayının karşıtı.
-
Live relay (broadcast, programme, presentation, production, transmission, television), telecast
-
Live broadcast. live coverage. live program.
-
Liveprogramm, Liveübertragung, Livesendung, Direktübertragung, Direktsendung, Originalübertragung
-
Émission en direct, programme en direct
-
Canı olan, diri, yaşayan
Örnek:
Bütün canlıların kendilerini yarı baygın, uykulu, hareketsiz bir tembelliğe bıraktıkları saatler başlamıştı. N. Cumalı
-
Güçlü, etkili, hareketli, hayat dolu
Örnek:
Recep çok canlı bir adamdı. S. F. Abasıyanık
-
Yaşayıp yer değiştirebilen yaratık, hayvan.
-
yayın.
-
Canlı yayın.
-
Alive. live. living. animate. active. lively. fresh. full of life. snappy. glowing. breezy. spirited. vivacious. humming. in the flesh. animated. beany. bright. brisk. bustling. colorful. colourful. corky. crisp. crispy. dashing. dewy. driving. exhil.
-
Active. alive. animate. bouncy. breezy. bright. brisk. colourful. dashing. frisky. gay. jaunty. keen. live. lively. living. lusty. picturesque. prismatic. racy. rich. skittish. snappy. spirited. sporty. sprightly. spry. swinging. thing. vibrant. vital. vivacious. vivid. walking.
-
Live. alive. animated. brisk. fresh. lively. living. animate. living creature. active. vigorous. strong. moving. quick. dynamic. mobile. kinetic. alert. breezy. chippy. coloured. colourful. dapper. dashing. dramatic. eager. frisky. graphic. in high spirit.
-
Rich, saturated
-
Basılıp satışa çıkarılan kitap, gazete gibi okunan veya radyo, televizyon aracılığıyla halka sunulan, duyurulan, iletilen şey, neşriyat.
-
Radyoyla yapılan sesyayını; radyoyayını
-
Bir televizyonyayınında, izlenceyle ilgili sesinyayını; sesyayını
-
Elektromıknatıs dalgaların özelliklerinden yararlanılarak ses ve resim imlerinin gönderilmesi; ses ve resimyayını
-
Bir televizyon vericisinin, görüntü ve ses imlerini almaçlarda izlenmek üzere göndermesi
-
Bu görüntü ve ses imlerinin tümü; izlence; televizyonyayını.
-
Kemikli balıklar (Teleostei) takımının,Yayın balığıgiller (Siluridae) familyasından, 3 m kadar uzunlukta, vücudu uzun ve çıplak, Avrupa ve Anadolu'da yaşayan kemikli balıkların en büyüğü olan bir tür.
-
Şerit arakonakçılarından, başı büyük, ağzı geniş, derisi pulsuz, eti yenir bir balık türü.
-
Radiobroadcasting (transmission, relay),
-
Sound broadcasting (transmission), sound and vision transmission, 4-
-
Publishing. air. edition. publication.
-
Broadcasting. edition. publication.
-
İssue. publication. broadcast.
-
sheatfish
-
catfish
-
Transmission, television transmission (broadcast, broadcasting), broadcast(-ing),
-
Hörfunk, Hörrundfunk, Tonrundfunk, Klangübertragußg,
-
Ton- und Bildübertragung, 4-
-
Sendung, Fernsehsendung, Übertragung, Fernsehübertragung, Ausstrahlung, Fernsehausstrahlung, Bildsendung, Bild
-
Wels
-
Radiodiffusion (sonore),
-
Radiodiffusion, transmission du son,
-
glane
-
Silure d'Europe
-
Radiodiffusion sonore et visuelle, radio-télévision, 4-
-
Transmission (télévisuelle), télétransmission, télé-émission, diffusion
-
Silurus glanis
-
Ok atmaya yarayan, iki ucu arasına kiriş gerilmiş, eğri ağaç veya metal çubuk.
-
Farklı amaçlarla çeşitli biçimlerde yapılan esnek parça.
-
Zemberek.
-
Hallacın pamuk veya yünü atmak için tokmak yardımıyla kullandığı araç
Örnek:
Karınları hallaç yayından kopup fırlamış gibi beyaz. R. H. Karay
-
Bir çember üzerindeki iki nokta ile bu nokta arasındaki çember parçası.
-
Bir eğriden alınan parça.
-
Keman, viyolonsel vb. çalgılarda sürterek titreşim yoluyla ses çıkarmaya yarayan parça.
-
Zodyak üzerinde Akrep ile Oğlak arasında bulunan burcun adı.
-
Çember, elips, parabol gibi ağrilerin bir parçası.
-
Çember, elips, parabol gibi ağrilerin bir parçası.
-
Esnek metal parça.
-
Ok atmaya yarayan, iki ucunun arasına kiriş gerilmiş eğri ağaç ya da metal çubuk.
-
Yaz, sıcak mevsim.
-
Arc. arch. bow. coil. coil spring. release. spring.
-
Arc. arch. bow. release. spring.
-
Arc. bow for shooting an arrow. bow with which a stringed instrument is played. bedspring. watchspring. arch. curve. bow.
-
arc
-
spring
-
Feder
-
Bogen
-
arc
-
ressort
-
Bu kadar.
-
Şimdiye kadar, henüz.
-
Var olana, elde bulunana ek olarak, olana katarak
Örnek:
Bir kızım daha olsaydı, adını Meliha koyardım. P. Safa
-
Kendisinden sonra üçüncü kişi iyelik eki alan bir sıfatla birlikte sözü edilen konuda en önemli durumu belirtmek için kullanılan bir söz.
-
Bundan başka, bunun dışında
Örnek:
Daha çiçekleri de sulayacağım. H. Taner
-
Any. more. over. yet. still. any. only. plus.
-
Any. more. over. yet. still. only. plus. else. further.
-
Yet. so far. until now. still. only. more. in addition. else.
-
Başlarken, başlangıçta, daha önce, evvelce.
-
ibtidâen.
-
Beforehand. before now. previously. aforetime. beforetime. ahead. in advance. already. afore. in anticipation. ere now. erstwhile. formerly. heretofore. onetime. pre-.
-
Before. beforehand. formerly. initially. previously.
-
İn advance. beforehand. at first. in the beginning.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|