|
can alıcı noktaya dokunmak
-
Strike the right chord
-
İnsan ve hayvanlarda yaşamayı sağlayan ve ölümle vücuttan ayrılan madde dışı varlık
Örnek:
Can çıkmayınca huy çıkmaz. Atasözü
-
Yaşama, hayat
Örnek:
Bir kedi yavrusunu kurtarmak için ipe sarılıp kuyuya iner, canımı tehlikeye koyardım. R. N. Güntekin
-
Güç, dirilik
Örnek:
Her şeyde bu mevsime mahsus bir can, bir dirilik kendini gösteriyordu. M. Ş. Esendal
-
Kişi, birey
Örnek:
Benimle beraber dört canız . F. R. Atay
-
İnsanın kendi varlığı, özü
Örnek:
Ne denir, canımız ne mertebe insan olsa mayamız, maddemiz hayvan... R. N. Güntekin
-
Gönül
Örnek:
Çirkin bana kurban, ben de güzele / Can sever güzeli, maldan ziyade. Karacaoğlan
-
Bektaşilik ve Mevlevilikte tarikat kardeşi.
-
Çok içten, sevimli, sevilen, şirin
Örnek:
Alphonse Daudet ilk gençliğimin can yazarlarından biri idi. T. Buğra
-
Ruh.
-
Güç, dirilik.
-
İnsanın kendi varlığı, özü.
-
Gönü
-
Çok içten, sevimli, şirin kimse.
-
Tin, aluminum container; (Slang) jail, prison; (Slang used in Canada and the USA) toilet, bathroom; dismissal, firing from a position (or job, etc.)
-
Yapmak imkânı (nda) olmak: Can you do thiswork ? Bu işi yapabilir misin? I couldn't find my tie
-
Canada, Canadian.
-
(ed,-ning) konserve kutusu, teneke kutu
-
Çöp tenekesi
-
Abd, argo hapishane
-
Argo yüznümara
-
Argo kaba et
-
Konserve yapmak
-
Kutulara doldurmak
-
Abd, argo kovmak, işine son vermek, slang sepetlemek
-
Argo filime veya teybe almak
-
Ebilmek, yapabilmek, edebilmek, olabilmek; konservesini yapmak, konservelemek; kasede kaydetmek, kayıt yapmak (ses ya da görüntü), uzaklaştırmak (okul), kovmak
-
Satın almak isteyen kimse, müşteri.
-
Kendisine bir şey gönderilen kimse.
-
Bir elektrik akımını alıp başka bir kuvvete çeviren aygıt.
-
Almaç.
-
Görüntüleri alan cihaz, kamera.
-
Azrail.
-
Işığı, elektro-manyetik dalgaları alıp değerlendiren araç. Göz, fotoğraf plağı, radyo, radyo ırakgörürü gibi.
-
Mal veya hizmetleri satın alan gerçek veya tüzel kişi.
-
1- Bir telefon çevrimindeki kiplenik akımları ses dalgasına dönüştüren çevireç. 2- Bir vericinin yayınladığı imlemleri işitilebilir imlere dönüştüren düzenek.
-
Caméra (de télévision), caméra électronique, caméra vidéo
-
Appareil de prise de vues, caméra (cinématographique), ciné caméra,
-
Kamera, Fernsehkamera, elektronische Kamera (Fernsehkamera)
-
Sinema filmi çevirmekte kullanılan aygıt. TV
-
Televizyon almacına ulaştırılacak konunun görüntüsünü elektriksel ime çeviren elektronik yapılıalıcı çeşidi.
-
1. Kendisine kan verilen birey. 2. Embriyo naklinde embriyoların nakledildiği taşıyıcı dişi, resipient.
-
Duygulu, içli, alıngan.
-
Atmac.
-
Camera, motion picture camera, cinema camera, movie camera, film camera,
-
Recipient. buyer. consumer. customer. purchaser. client. taker. addressee. receiver. receiving set. acceptor. accepter. consignee. distributee. pickup. recipient. set. sounder. vendee. wireless receiving set. wireless set.
-
Addressee. buyer. client. customer. purchaser. recipient.
-
Buyer. addressee. receiver. sink. taker. client. consignee. purchaser. shopper. recipient. customer. emptor. film camera. getter. motion picture camera. perquisitor.
-
receiver
-
buyer
-
Camera, television camera, electron camera, electronic camera
-
recipient
-
Empfänger
-
récepteur
-
Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak, değmek, el sürmek, temas etmek
Örnek:
Bir elektrik zilinin düğmesine dokunduk. A. Haşim
-
Karıştırmak.
-
Almak, kullanmak, el sürmek
Örnek:
Buğdaydan, bulgurdan ne varsa kimse dokunmuyor, daha zor günlere saklıyordu. N. Araz
-
Sağlığını bozmak.
-
İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek, koymak, batmak
Örnek:
Hiçbir gözyaşının bana onunkiler kadar dokunduğunu hatırlamıyorum. R. N. Güntekin
-
İlişkin, ilgili olmak, değinmek.
-
Hafifçe değmek.
-
Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak
Örnek:
Erkekte pudra sinirime dokunuyor diyorum, anlamıyorsun. P. Safa
-
Dokuma işi yapılmak.
-
Touch. contact. feel. handle. tip. affect. disagree. be intolerant of. clap. kiss.
-
Affect. disagree. meet. rasp. touch. to touch. to move. to affect. to upset. to harm. to get on. to jar. to concern. to be woven.
-
Touch. to touch. to contact. to make contact with. to touch with one's hand. to disturb. to upset. to affect adversely. to affect. to move one. to touch on. to deal with. to relate. to tap. to feel. to strike. to hit. to harm. handle. interfere.
-
(struck
-
Struck veya nad.,D
-
Vurma, çarpma
-
grev
-
Umulmadık bir yerde zengin maden filizi bulma
-
Dolu kilenin üstünü silip düzeltecek alet
-
Üstünlük, mükemmellik
-
doluluk
-
jeol
-
Basmak (çalgı, para), hesap bakiyesini tespit etmek, vurmak, çarpmak, isabet etmek, indirmek, çakmak, işlemek, gözüne ilişmek, yeretmek, etki bırakmak, izlenim bırakmak, gibi gelmek, bulmak, çalmak (saat), gelip çatmak, kök salmak, yolunu tutmak, grev
the
(nedir ne demek)
-
(eski ye) (s.), (z.) bir, o (tarif edatı, harfi tarif, belirtme sıfatı)
-
Ne kadar, o kadar (mukayese sıfatlarından evvel)
-
Belirli durumlarda isimden önce kullanılır: The mail hasn´t come yet. Posta henüz gelmedi. Where´s the school? Okul nerede? Which of you´s the boss? Hanginiz patron? The more I get to know them the better I like them. Onları tanıdıkça daha çok seviyorum.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|