|
ca
-
Bk. kalsiyum
-
Canlı ağırlık.
-
[ca (circa) ] n. around, approximately (used especially with dates)
-
Live weight
-
Atom numarası 20, atom ağırlığı 40,80, yoğunluğu 1,55 olan, 845° C'de eriyen, kireç ve alçının birleşimine giren, sarımtırak beyaz bir element (simgesi Ca).
-
Bütün canlılar için diyetle alınması gereken temel bir element olup kemik ve dişlerin oluşmasında ve güçlenmesinde, plazma membran potansiyelinin sürdürülmesinde, kalbin normal çalışmasında, normal kas kasılmasında ve sinir iletisinin naklinde, kanın pıhtılaşmasında, bazı enzimlerin aktivasyonunda gerekli olan ve hücrelerde ikinci haberci olarak görev yapan, hayvan vücudunda % 1.5 oranında ve en fazla bulunan bir mineral, faktör IV, Ca.
-
Ak renkte, yumuşak, çabuk kararan ve kireci oluşturan element. A. A. 40.08, A. S. 20, Ö.A. 1.55, E. S. 810°C.
-
calcium.
-
calcium
-
calcium
-
Canı olan, diri, yaşayan
Örnek:
Bütün canlıların kendilerini yarı baygın, uykulu, hareketsiz bir tembelliğe bıraktıkları saatler başlamıştı. N. Cumalı
-
Güçlü, etkili, hareketli, hayat dolu
Örnek:
Recep çok canlı bir adamdı. S. F. Abasıyanık
-
Yaşayıp yer değiştirebilen yaratık, hayvan.
-
yayın.
-
Canlı yayın.
-
Alive. live. living. animate. active. lively. fresh. full of life. snappy. glowing. breezy. spirited. vivacious. humming. in the flesh. animated. beany. bright. brisk. bustling. colorful. colourful. corky. crisp. crispy. dashing. dewy. driving. exhil.
-
Active. alive. animate. bouncy. breezy. bright. brisk. colourful. dashing. frisky. gay. jaunty. keen. live. lively. living. lusty. picturesque. prismatic. racy. rich. skittish. snappy. spirited. sporty. sprightly. spry. swinging. thing. vibrant. vital. vivacious. vivid. walking.
-
Live. alive. animated. brisk. fresh. lively. living. animate. living creature. active. vigorous. strong. moving. quick. dynamic. mobile. kinetic. alert. breezy. chippy. coloured. colourful. dapper. dashing. dramatic. eager. frisky. graphic. in high spirit.
-
Rich, saturated
-
Ağır olma durumu.
-
Değerli olma durumu.
-
Ağırbaşlılık.
-
Tehlikeli olma durumu.
-
Sıkıntılı, bunaltıcı durum.
-
Çeyizini düzmek için güveyinin geline verdiği para, kalın.
-
Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum.
-
Yük, külfet.
-
Bir nesne ile bir gökcismi arasındaki ağınımsal çekim kuvveti ile özekkaç itim kuvvetinin, gökcisminin yakınında tartı ile ölçülen birleşik etkisi.
-
Metal veya kauçuktan yapılmış ve at yarışlarında atların ağırlıklarını dengelemek için kullanılan cisim.
-
Weight. heaviness. weightiness. gravity. force of gravity. dullness. slowness. severity. arduousness. avoirdupois. heft. massiveness. plummet. ponderosity.
-
Ballast. brunt. gravity. weight. heaviness. slowness. gravity ağırbaşlılık. severity. burden yük. responsibility sorumluluk. drowsiness. lethargy. foulness.
-
Heaviness. weight. load. ponderosity. gravity. slowness. calmness. seriousness. graveness. richness. indigestibleness. fetidness. putrefaction. dullness. uneasiness. languor. effects. luggage. portion. set.
-
gravity
-
bit
-
Schwere
-
gravité
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|