|
bulunma durumu
-
İsim soylu bir sözün taşıdığı kavramda bulunuş bildiren, -da / -de, - ta / -te ekleri ile kurulan durum, kalma durumu, lokatif: okulda, evde, sokakta, işte vb.
-
Fiilin gösterdiği oluş ve kılışın yerini ve zamanını bildiren ad durumu: Bu küçük makalede bunun üzerinde duracak değilim (A. H. Tanpınar, Türk İstanbul, 164). Saçımızda aklar akları, alnımızda çizgiler çizgileri doğurdu; fakat nedendir bilmiyorum, kalbimizin kökünde yanan ateş hâlâ sönmedi (Y. K. Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından, s. 50). Yanıbaşında oturduğumuzu bilmiyor (göst. es. s. 106). Düdüğün uzun ve keskin bir akisle havada çatlayan sesi, güvertede üstüste, tıklım tıklım yatan binlerce asker başını kımıldatarak boşlukta salladı (P. Safa, Mahşer, s. 8). Ben aynaların karşısında, elimde kalem, alnıma bir çizgi daha çiziyorum (A. Nihat Asya, Kubbeler, s. 14). Geçenlerde gazeteye bir yazı vermiştim (göst. es. s. 29). Gelecekte bugün yapılanlar hayırla anılacaktır. Tatilde gideceğim yer buraya benzemez vb. || Bu durumdaki ek, adı fiile veya başka bir ada bağlarken bulunma, durma, kalma, yer, uzunluk, süre gösterme gibi görevler yanında, kelime gruplarında ve cümle içinde çeşitli ilgiler de kurar.
-
locative
-
locatif
-
Bulunmak işi.
-
availability.
-
Discovery. finding. invention. existence.
-
Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon
Örnek:
Genel Sekreter, kazadaki sıtma durumu hakkında verdiğim uzun tafsilattan pek memnun kaldı. R. N. Güntekin
-
Duruş biçimi, konum.
-
Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
-
İsim soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.
-
Bkz. hal.
-
Bir ayaktopu kümesinde takımların aldıkları sonuçlara göre kazandıkları değerler. Uluslararası kurallara göre kazanan takım iki, yenişemeyen takımlar birer değer alırlar. Yenik takımlar ise değer alamazlar.
-
Condition. situation. state. circumstance. case. position. status. attitude. score. occasion. state of affairs. ball game. conjuncture. context. estate. event. fact. fettle. footing. instance. lay. lie. pass. plight. posture. repair. set. set-up. sha.
-
Capacity. case. circumstance. condition. footing. occasion. order. point. position. situation. state. status. things.
-
Wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.
-
State. condition. situation. circumstances. status.
-
score
-
Unundan makarna yapılan bir cins buğday (bot.) Triticum durum.
-
Durum, durum buğdayı, bir buğday türü
-
Çözme, çözülme.
-
Eritme.
-
Karışık bir sorunun içinden çıkma, sonuca varma.
-
Sebze, meyve, bakliyat vb.nin satıldığı yer.
-
Tahttan indirme.
-
Bir şeyin içinde bulunduğu şartları veya taşıdığı niteliklerin bütünü, durum, vaziyet
Örnek:
Herkes hâline göre bir hediye verdi. H. R. Gürpınar
-
Davranış, tutum, tavır
-
Şimdiki zaman, içinde yaşanılan zaman
-
Güç, kuvvet, takat.
-
Kötü durum, sıkıntı, dert.
-
Durum.
-
Bk. şimdiki zaman kipi
-
Bk. şimdiki zaman
-
Sebze, meyve, bakliyat vb. nin satıldığı pazar yeri.
-
Nesnelerin kesin olarak tanımlanmış koşullardaki ortak niteliklerinin tümüne verilen ad. anlamdaş durum.
-
Bk. duru
-
Circs. state. condition. situation. status. aspect. demeanor. demeanour. estate. event. face. fettle. lay. plight. posture. repair. set. sight. stand.
-
Case. condition. footing. occasion. order. position. situation. state. status. temper. markethouse.
-
State. condition. state of affairs. circumstances. attitude. the present time. strength. energy. case. covered wholesale food market. affair. aspect. bearing. circumstance. demeanour. fettle. frame. juncture. market hall. covered market. mode. occa.
-
An acronym for hardware abstraction layer, a Windows NT DLL that links specific computer hardware implementations with the Windows NT kernel Windows NT 4 0 includes HALs for 80x86, Alpha, MIPS, and PowerPC hardware platforms.
-
Hardware Abstraction Layer. - firmware which provides a semi-or fully standardized interface between an SOC and code designed to exercise the SOC This code forms a layer between the hardware and software, allowing any software which uses a HAL to be more easily ported to operate with a different SOC This may or may not include boot code.
-
Hardware Abstraction Layer Used to provide a generic interface to the hardware and 'hide' hardware-specific functions.
-
Hardware Abstraction Layer An executive component in Windows NT and later operating systems that provides support that is specific to a particular hardware platform HAL provides support for the Kernel, I/O Manager, kernel-mode debuggers, and device drivers that are the lowest level The HAL exports routines that extract hardware details that are platform-specific about caches, I/O buses, and interrupts HAL provides an interface between the hardware of the platform and the operating system software.
-
Hardware Adaptation Layer.
-
Holland America Line.
-
Hardware Abstraction Layer Windows NT Software layer linking hardware to the Windows NT kernel. nIII: voice; tune. enables Windows NT to work with different types of hardware.
-
Food market
-
state
-
Zustand
-
état
-
Ad.
-
Kişi, insan
Örnek:
Biz eskidikçe yaşlarımız yirmiden yirmi bire, yirmi birden yirmi ikiye bastıkça yeni yüzler, yeni isimler katılıyor aramıza. Y. Z. Ortaç
-
Canlı ve cansız varlıkları, duygu ve düşünceleri, çeşitli durumları bildiren kelime, ad.
-
Bk. ad
-
Noun. name. title. denomination. noun. substantive. appellation. character. designation. forename. given name. moniker. first name. record. repute.
-
Appellation. name. noun. record. reputation. title.
-
Name. noun. title. appelation. appellation. denomination. designation. first name.
soylu(nedir ne demek)
-
Doğuştan veya hükümdar buyruğuyla, bazı ayrıcalıklara sahip olan ve özel unvanlar taşıyan (kimse), asil
Örnek:
Soylu kişidir, iyi bir öğrenim görmüştür, zekidir, yeteneklidir. N. Cumalı
-
İyi tanınmış, köklü bir aileden gelen (kimse), necip, kişizade, asil
-
Saygı uyandıran, yücelik taşıyan
Örnek:
Japonların soylu ve çetin savaşçılık gururuna, bu eğiliş ağır geldi. F. R. Atay
-
Soyu iyi nitelikli olan, iyi cins soydan gelen (at vb.).
-
İyi tanınmış, köklü bir aileden gelen kimse.
-
Noble. of good family. well-born. well-bred. aristocratic. aristocratical. gently born. born in the purple. genteel. of gentle birth. grand. high. patrician. pedigreed. princely. thoroughbred. titled. truebred. u. noble. blue blood. aristocrat. silk.
-
Aristocrat. august. noble. nobleman. thoroughbred. of a good family. noblewoman.
-
Noble. highborn. of a good family. elevated. genteel. gentle. high. high- born. nobleman. princely. thoroughbred. titled. well born.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|