|
bozulmak
-
Bozma işine konu olmak
Örnek:
Pazarlık bozulur, nişan bozulur, makine bozulur, mal bozulur. B. Felek
-
Yiyecek kokmak, yenilemeyecek duruma gelmek, ekşimek.
-
Dağılmak, bozguna uğramak
-
Taşıt arızalanmak.
-
İyi ve değerli niteliğini yitirmek
Örnek:
Stüdyo öyle karanlık ki gözlerim bozuluyor. S. Birsel
-
Bir şeye kızmak, içerlemek
Örnek:
Karısının bu ikinci ihtarı ile biraz bozulan adam salıncaktan atladı. O. C. Kaygılı
-
Sağlığını yitirip zayıflamak.
-
Get out of hand. lose face. go haywire. break down. get out of order. fail. go wrong. spoil. decay. upset. go bad. go sour. turn sour. sour. bust. collapse. conk. decline. deteriorate. disrupt. dwindle. ebb. go off. go under. perish. retrograde. retr.
-
Break. decay. decompose. discolour. perish. repine. rot. shatter. sour. spoil. to spoil. to deteriorate. to go bad. to go sour. to turn sour. to rot. to sour. to decompose. to decay. to be disconcerted. to be embarrassed. to look small. to feel small. to become depraved. to be corrupted. to break down. to go wrong. to conk out.
-
To spoil. to go bad. to go sour. to become depraved / corrupt. to be embarrassed. to be flustered. to be angry and upset. to have bad health. to go wrong. to change for the worse. to disintegrate. to rot. to ruin. to decay. to dissolve. to defor.
-
Break up
-
Biçimi ve kullanılışı değiştirilmiş
Örnek:
Büyükçe bir ahırdan bozma sinema salonu hâlâ gübre kokuyordu. E. Bener
-
Bozmak işi.
-
İlk yargılıkta verilen bir yargının, yasada gösterilen nedenlere dayanarak, yeniden yargılama yapılıp düzeltilmesi için üst yargılıkça kaldırılması.
-
Bir konutun, çok sayıda ev halkının yararlanabileceği konut birimlerine ya da bir yapının kullanım biçiminin başka kullanım biçimlerine dönüştürülmesi.
-
defilement.
-
Cancellation. corruption. dissolution. frustration. rape. spoiling. quashing. made out of. reconstructed.
-
Spoiling. ruining. cassation. abrogation. quashing. made out of. adapted from. annulment. breach. cancellation. deletion. garble. infringement. violation. vitiating. vitiation.
-
Quashing, annullment of decision of a lower court
-
cassation
-
Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu
Örnek:
Öğretmenimizin verdiği konuları manzum yazardım. Y. Z. Ortaç
-
Üzerinde konuşulan şey, bahis
-
Bir işlevin bir kesimin oluşturan bağımsız değişken; özellikle üçgenölçüsel işlevlerin açı cinsinden bağımsız değişkenleri.
-
Sinema ve televizyon alıcısının, fotoğraf aygıtının merceğinin, üzerine yöneltildiği ve görüntüsünü saptamayı amaçladığı temel varlık, nesne, görünüm
-
Bu yolda saptanmış olan nesne
-
Öykülü bir filmin ya da televizyon oyununun en kısa biçimde anlatılabilecek olgusu.
-
Ele alınan, üzerindekonuşulan ya da yazı yazılan düşünce, sorun, durum ya da olay.
-
Herhangi bir ders kapsamının, belli bir sürede öğretilecek bölümlerinden her biri.
-
1-2. object, 3. story, subject, action theme
-
Subject. matter. point. issue. theme. topic. affair. argument. business. head. heading. res. shebang. subject matter. text. thing.
-
Business. matter. object. question. scope. subject. text. theme. topic.
-
Subject. topic. matter. subject matter. case. change of design. head. heading. point. purview. question. res. shebang. text. theme.
-
Subject, subject matter
-
argument
-
1-2. Objekt, Aufnahmeobjekt, 3. Sujet, Filmsujet, Inhaltsangabe, Stoff
-
1-2. objet, 3. sujet, récit
-
argument
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|