|
birey üstü
-
1- Tek bireyi aşan. 2- Genellikle bireylerin çevresini aşan, bireylerin bilincinden bağımsız olan.
-
Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert.
-
Doğa bilgisinde türü oluşturan tek varlıklardan her biri.
-
Bir türün kapsamı içine giren somut varlık.
-
İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, fert.
-
Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri, fert.
-
Bir evrenin öğesi olan nesne; bir adın gösterdiği nesne. || Anl. gösterilen, değişken değeri. Krş.. özbirey.
-
Bir grup canlının yapı ve görevleri bakımından tek bir varlık olan tek bir organizması; tür meydana getiren ve çiftleşebilen organizmaların her biri. Fert.
-
İndividual. person.
-
İndividual. person. individual fert.
-
İndividual. private individual.
-
individual
-
individuel
-
individu
-
Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı, fevk, alt karşıtı
Örnek:
Köyün üst tarafında, saman, taş ve yangın arasında, üstü sazlarla örtülmüş bir kulübenin önünde ateş yanıyor. H. E. Adıvar
-
Bir şeyin görülen yanı, yüzü
Örnek:
Bu sefer taşın üstünden inip yere oturdu. M. Ş. Esendal
-
Bir şeyin dış yüzü, yüzey
Örnek:
Ağzında lokmayı birdenbire yutmaya kıyamıyor, dilinin üstünde gezdiriyordu. Ö. Seyfettin
-
Giyecek, giysi.
-
Birine göre yüksek aşamada olan kimse, mafevk.
-
Vücut, beden.
-
Artan, geriye kalan bölüm
Örnek:
Bir liranın üstü olarak uşağın getirdiği yetmiş beş kuruşu masanın üstünden kaldırmaz. A. Ş. Hisar
-
İlgilenilen, üzerinde durulan konu.
-
Bir niceliğin sağüst köşesine, kaçıncı kuvvete yükseltileceğini göstermek için yazılan sayı.
-
Covering. surface. high. senior. superior. top. upper. senior. superior. top.
-
Superior. top. upper.
-
Parent. powers. upper. exponent. top. face. immediate manager. immediate superior. superordinate.
-
exponent
-
Exponent
-
exposant
-
Eşi olmayan, biricik, yegâne
Örnek:
Hamit, biliyorsunuz edebiyatımızın tek dâhisidir. Y. Z. Ortaç
-
Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri
Örnek:
Dirseği hafifçe dizime dokunuyor ve bir saçı, bir tek tel saçı kaşının ucuna sürünüyordu. M. Ş. Esendal
-
Bir kadeh içki.
-
Önüne getirildiği cümleye istek ve özlem kavramı katar.
-
Yalnızca.
-
Hiç, hiçbir
Örnek:
Tek kelime konuşmadan bu yokuşu indik. R. H. Karay
-
İki ile bölünemeyen (sayı).
-
Sessiz, hareketsiz, uslu.
-
Biricik, eşi olmayan.
-
Only. single. unique. one. solitary. odd. individual. exclusive. lone. singular. sole. one and only. single. one. fellow. mono-. uni-. homo-. homeo-. homoeo-.
-
İndividual. isolated. lone. odd. one. only. particular. single. singular. sole. solitary. solo. unique. alone. merely. odd. single thing. a single thing. only once.
-
A Siberian ibex.
-
Mono. odd. single. one. only. sole. solitary. unique. unrivaled. inimitable. exclusive. individual. simple. uneven. unit. unitary.
-
uneven
aşan(nedir ne demek)
-
[Asan] n. baton, staff, stick, rod, scepter, sceptre [Brit.], wand
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|