|
bir ölçüde
-
Çabuk davranan, çevik.
-
Eski, eski zamanla ilgili.
-
Biraz, belli oranda
Örnek:
Kızın gebe olmadığı, bakire olduğu anlaşıldığı için bir ölçüde rahatlamışlardı sanırım. E. Bener
-
To some extent.
-
Sayıların ilki.
-
Bu sayıyı gösteren 1, I rakamlarının adı.
-
Bu sayı kadar olan.
-
Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).
-
Tek.
-
Beraber.
-
Eş, aynı, bir boyda.
-
Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.
-
One. single. some. one. single. mono-. uni-. un.
-
One. single. some. mono-. uni-. un.
-
One. single. a. an. unique. sole. the same. owned in common. united. such a. only. any. certain. identical. indifferent. solitary. some. the.
-
Stands for Bureau of Internal Revenue and is in charge of collecting all internal taxes.
-
British Institute of Radiology.
-
Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan.
-
Bu değerlendirmede kullanılan birim, ölçme birimi
Örnek:
Ziyanımız, ölçülere sığmayacak kadar büyüktür. R. E. Ünaydın
-
Ölçme sonucu bulunan rakam.
-
Belirlenmiş boyut.
-
Değer, itibar
Örnek:
Şimdiki ölçülere uymaz bir biçimi vardı. Y. Z. Ortaç
-
Aşırı olmama, ılımlı, uygun olma durumu.
-
Bir şiirdeki dizelerin hece ve durak bakımından denk oluşu, vezin.
-
Ölçüt.
-
Basınç, sıcaklık, akışkan düzeyi, aralık gibi nicelikler ölçen özel aygıt.
-
Measure. measurement. dimension. scale. meter. metre. foot rule. extent. gage. gauge. prosody. size. standard. stint. test. dimensions.
-
Extent. gauge. level. measure. measurement. metre. norm. scale. size. test.
-
Dimension. gauge. measure. measurement. measuring. unit of measurement. size. proper degree. suitable limit. bounds. measure. meter. module. measuring stick. scale. gage. dosage. chain. tape. rhythm. meterage. calibration. dimensions.
-
gauge
-
Stichmass
-
Jauge, calibre
-
Uygarlaşmamış (kavim, topluluk)
Örnek:
Barbar akınlarından beri bu yollarda gördüğüm en asil atlısın. Y. K. Beyatlı
-
Kaba saba, ilkel
Örnek:
Bu vaziyeti haber alan köylüler türlü barbar aletlerle şehir ahalisini korumak üzere kasabaya yürümüşlerdi. S. F. Abasıyanık
-
Kaba ve kırıcı.
-
Çabucak
Örnek:
Çabuk ve kolay bir konuşma tarzı vardı. R. N. Güntekin
-
Alışılandan veya gösterilenden daha kısa bir zamanda, tez, yavaş karşıtı
Örnek:
Yazıma çabuk cevap geldi. A. Gündüz
-
"Acele et, oyalanma" anlamlarında bir seslenme sözü.
-
Quick. fast. swift. hasty. speedy. early. expeditious. hurry-up. light-footed. lissom. lissome. nimble. precipitous. presto. prompt. rapid. ready. sharp. snappy. quick-action. quickly. swiftly. soon. apace. early. pronto. in good time. in double time.
-
Quick. fast. swift. hasty. speedy. early. expeditious. hurry-up. light-footed. lissom. lissome. nimble. precipitous. presto. prompt. rapid. ready. sharp. snappy. quick-action. quickly. swiftly. soon. apace. pronto. in good time. in double time. crisp. immediate. smart.
-
Fast. hasty. quick. soon. quickly. speedily. expeditious. impetuous. at a rate of knots. like the clappers. mercurial. pressing. prompt. promptly. speedy. swift. like the wind.
çevik(nedir ne demek)
-
Kolaylık ve çabuklukla davranan, tetik, atik
-
Agile. swift. fleet. nimble. brisk. dapper. glib. light-footed. limber. lissom. lissome. nippy. spry. tripping. volant.
-
Agile. brisk. lissom. nimble. smart. snappy. spry. swift.
-
Agile. active. airy. nimble. nippy. swift. on one's toes. tripping. up and coming.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|