|
ben
-
Çoğu doğuştan, tende bulunan ufak, koyu renkli leke veya kabartı
Örnek:
Dedim tane tane olmuş benlerin / Dedi zülfüm değdi tel yarasıdır. Âşık Ömer
-
En çok üzümde görülen olgunlaşma belirtisi.
-
Saçta, sakalda beliren beyazlık.
-
Olta veya tuzağa konulan yem.
-
Kuşun yavrusuna taşıdığı yem.
-
Teklik birinci kişiyi gösteren söz
Örnek:
Bütün sevgileri atıp içimden / Varlığımı yalnız ona verdim ben. A. K. Tecer
-
Kişiyi öbür varlıklardan ayıran bilinç.
-
Bir kimsenin kişiliğini oluşturan temel öge, ego.
-
Yüzde ve vücudun diğer bölgelerinde görülen, tümör özelliğinde olmayan yerel leke veya işaret. Doğuştan veya sonradan sinir, bağ doku, eklenti bezleri ve damar gibi doku yapılarını fazlalığı veya eksikliği sonucu yavaş olarak biçimlenir, mole, nevüs.
-
Beauty spot. mole. ego. i. myself.
-
Beauty spot. mole. ego. i. myself. me.
-
The seed of one or more species of moringa; as, oil of ben.
-
See Moringa.
-
Within; in; in or into the interior; toward the inner apartment.
-
The inner or principal room in a hut or house of two rooms; opposed to but, the outer apartment.
-
An old form of the pl. indic. pr. of Be.
-
A hoglike mammal of New Guinea. a mountain or tall hill; 'they were climbing the ben'.
-
Ego. me. self. beauty spot.
-
I. mole. myself.
-
A mountain or tall hill; 'they were climbing the ben'.
-
Well Used with other words, e g ben marcato, well accented, emphasized.
-
Epa'S computer model for analyzing a violator's economic gain from not complying with the law. Used frequently in 'patronymics' ; Rabbi Akiba ben Joseph means Akiba son of Joseph. a mountain peak. benedictive mood.
-
Son of.
-
Bentonite.
-
Son of; frequently used in personal names, as Ben-Gurion.
-
Nevus, naevus
-
Banağacı, sorkun ağacı, bot
-
İç oda (İsk.)
-
Bir şeyin büyük bölümü
Örnek:
Biz o zaman okuduğumuz mısraların çoğunu ezber bilirdik. A. Ş. Hisar
-
Çok kimse
Örnek:
Arkadaşlarımın çoğu gibi mektebe lalalarla, uşaklarla gitmedim. A. H. Tanpınar
-
More than.
-
Many. most. mostly.
-
Most. most of. mostly. usually.
-
Kişinin doğduğu andan beri var olan, öğrenilmiş şeylerin sonucu olmayarak, doğuşla birlikte gelen, fıtri
Örnek:
Duygularımızı biz doğuştan mı getiririz sanırsınız? N. Ataç
-
Yaradılıştan
Örnek:
İnsan doğuştan medenidir, cemiyet içinde yaşamak için yaratılmıştır. R. N. Güntekin
-
Kalıtsal olmayan ve doğuşta meydana gelen fizyolojik ve morfolojik bozukluklar.
-
1. Doğumda var olan, sonradan biçimlenmemiş, konjenital, konjenitalis. 2. Kalıtsal, herediter, irs
-
İnnate. congenital. trueborn. inborn. inbred. native. natural. congenitally. naturally. inherently.
-
Born. inborn. native. natural. innate. congenital. naturally.
-
İnnate. from birth. congenital. born. inborn. natural born. naturally. trueborn.
-
Congenital, innate
-
Congénital, inné
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|