|
belirtisiz nesne
-
Yalın durumdaki nesne.
-
(Derleme., belirtisiz tümleç, dolaysız tümleç, vasıtasız tamlayıcı nesne, düz nesne) Yalın durumda bulunan nesne : Para almak, kitap, kalem almak, başkan seçmek, yemek seçmek, çukur kazmak, defter tutmak, bina yapmak, tezgâh kurmak vb.
-
İndetermined direct object
-
Complément direct indéterminé
-
Belirtisi olmayan.
-
Belirtilmemiş olan.
-
İndefinite, undefined, unqualified
-
Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi, maddesi olan her türlü cansız varlık, şey, obje
Örnek:
Ağzımıza koyduğumuz şey değil, tadını tuzunu bildiğimiz nesne değil. S. M. Alus
-
Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç.
-
Öznenin dışında kalan her konu, obje
Örnek:
Her nesne ve olaya alaycı bir gözle bakmak ilkesinden yola çıkar bu görüş. S. Birsel
-
(Derleme., belirtilinesne, -i'li tümleç, -i'linesne) Geçişli eylemi tümleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç: Ali bir kitap almış; Öğrenci para bulmuş, sahibine vermiş; Öğretmen ders anlatıyor; Meseleyi çözmeden gitmeyin; Çocuklar annelerinin evde bulunmayışını fırsat bilirler; Ali evi sattı, bahçeyi bıraktı; Bazı insanlar okumayı sever, yazmayı sevmez; Kar bütün limanı sarmıştı vb.
-
İnsanın dışında kalan, görülebilen, dokunulabilen, bir ağırlığı ve kütlesi olan her türlü özdeksel varlık.
-
(Lat. objectum = karşıda bulunan, karşıya konan) : 1- (Genellikle) Karşımızda bulunan şey. 2- Öznenin bağlılaşık kavramı olarak, özne ediminin, bilincin kendisine yöneldiği şey: a. Kendisine yönelinen, düşünülen, tasarlanannesne, kendisine yönelen bir edim olmadan var olmayan şey; bilinçte, düşünmenesnesi (konu) olarak düşünme olayının karşısında bulunan şey; düşüncel (ideal)nesne. b. Özne ediminden, bilinçten, bağımsız olan gerçek (real)nesne; gerçeklik olarak, dışdünyanın bir parçası olarak bilincin karşısında duran şey.
-
Article. object. objective. objective case.
-
Body. object. stuff. thing. thingamajig. anything şey. obje. object obje. direct object. anything.
-
Object. thing. article. charm. chose.
-
object
-
Determined direct object
-
Gegenstand
-
objet
-
Complément direct déterminé, object
-
objectum
-
Alev.
-
Gösterişsiz, süssüz, sade (söz, yazı).
-
Çıplak, kınından çıkmış
Örnek:
Dışarıdan içeriye ellerinde yalın kasaturalarla polisler daldı. E. E. Talu
-
Gösterişsiz, süssüz, sade.
-
Alev, ateş.
-
Taş, büyük kaya.
-
Çıplak, örtüsüz.
-
Bald. bare. naked. nominative. plain. severe. simple. simplex. simplificative. unvarnished. vivid.
-
Artless. austere. bald. bare. chaste. conservative. homely. literal. lowly. modest. nominative. plain. quiet. simple. sober. stark.
-
Simple. naked. flame. clean and spare. bare. uncovered. steep. simple. austere. bald. frugal. proper. spartan. stark. uncoloured. uncolored.
-
assertoric
-
assertorique
-
asserere
yal(nedir ne demek)
-
Köpek ve ineklere yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek
Örnek:
Köpek bile yal yediği kaba pislemez. Atasözü
-
1. Köpekler ve sığırlar için hazırlanan, sulu biçimde tüketilen, öğütülmüş tahıllar veya kepeğin sıcak suda haşlanmasıyla yapılan hayvan çorbası. 2. hlk. Yele.
-
Liquid food
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|