|
belirtili nesne
-
Belirtme durumundaki nesne, sarih meful.
-
(Derleme., nesne, -ili tümleç, -ili nesne) Geçişli eylemi tümleyen ve belirtme durumunda bulunan tümleç: Bu meseleyi çözmeden gitmeyin; Çocuklar annelerinin evde bulunmayışını fırsat bilirler; Ali evi sattı, bahçeyi bıraktı; Bazı insanlar okumayı sever, yazmayı sevmez; Kar bütün limanı sarmıştı vb.
-
Determined direct object
-
Complément direct déterminé, object
-
Belirtisi olan.
-
Belirtilmiş olan, belirli kılınan.
-
Sign, indication; symptom
-
Bir olayın veya durumun anlaşılmasına yardım eden şey, alamet, nişan, nişane
Örnek:
Kendinde yaşlılığın en küçük belirtisi yok. H. Taner
-
Vücuttaki işlevsel bir bozukluğun, hastalığın göstergesi olan durum veya görüntü, sendrom.
-
Suçun, sanıkça işlendiği kanısını uyandıracak nitelikte olmakla birlikte, bağımsız biçimde ve kesin bir kanıt gücü olmayan ipucu.
-
Hasta hayvanların genel durumunda veya organlarında klinik muayenelerle veteriner hekim tarafından saptanabilen ve normal hayvanlarda görülmesi olağan sayılmayan, anatomik, fizik, şimik ve işlevsel değişiklikler, araz, bulgu, beldek.
-
Sign. indication. symptom. mark. clinic. evidence. foretoken. glimpse. impression. note. prognostic. prognostication. spark. spark of. stamp. strain. streak. tinge. token. trace.
-
Hint. indication. mark. precursor. sign. symptom. token.
-
Sign. symptom. symbol. augury. badge. distinction. foretoken. indication. indicator. mark. omen. prognostication. show. spark.
-
Circumstantial evidence
-
sign
-
İndice "comme base de la preuve
-
Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi, maddesi olan her türlü cansız varlık, şey, obje
Örnek:
Ağzımıza koyduğumuz şey değil, tadını tuzunu bildiğimiz nesne değil. S. M. Alus
-
Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç.
-
Öznenin dışında kalan her konu, obje
Örnek:
Her nesne ve olaya alaycı bir gözle bakmak ilkesinden yola çıkar bu görüş. S. Birsel
-
(Derleme., belirtilinesne, -i'li tümleç, -i'linesne) Geçişli eylemi tümleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç: Ali bir kitap almış; Öğrenci para bulmuş, sahibine vermiş; Öğretmen ders anlatıyor; Meseleyi çözmeden gitmeyin; Çocuklar annelerinin evde bulunmayışını fırsat bilirler; Ali evi sattı, bahçeyi bıraktı; Bazı insanlar okumayı sever, yazmayı sevmez; Kar bütün limanı sarmıştı vb.
-
İnsanın dışında kalan, görülebilen, dokunulabilen, bir ağırlığı ve kütlesi olan her türlü özdeksel varlık.
-
(Lat. objectum = karşıda bulunan, karşıya konan) : 1- (Genellikle) Karşımızda bulunan şey. 2- Öznenin bağlılaşık kavramı olarak, özne ediminin, bilincin kendisine yöneldiği şey: a. Kendisine yönelinen, düşünülen, tasarlanannesne, kendisine yönelen bir edim olmadan var olmayan şey; bilinçte, düşünmenesnesi (konu) olarak düşünme olayının karşısında bulunan şey; düşüncel (ideal)nesne. b. Özne ediminden, bilinçten, bağımsız olan gerçek (real)nesne; gerçeklik olarak, dışdünyanın bir parçası olarak bilincin karşısında duran şey.
-
Article. object. objective. objective case.
-
Body. object. stuff. thing. thingamajig. anything şey. obje. object obje. direct object. anything.
-
Object. thing. article. charm. chose.
-
object
-
Determined direct object
-
Gegenstand
-
objet
-
Complément direct déterminé, object
-
objectum
-
Belirli kılma, görüş bildirme, tasrih
Örnek:
Gördüğüm aksaklıklar varsa belirtmemi istediler. H. Taner
-
Specification. clarification. clear revelation. clearly revealing.
-
Designation. determination. full definition. denotation. specification.
sarih(nedir ne demek)
-
Açık, kolay anlaşılır, belli belirgin, belgin
-
açık.
-
Clear. evident. explicit açık. belirli. belgin. explicit. express.
-
Explicit. clear. unambiguous. express. specific.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|