|
bela okumak
-
Birine beddua etmek.
-
Birine ilenmek.
-
[belâ okumak] v. damn, darn, execrate
-
Damn, darn, execrate
-
İçinden çıkılması güç, sakıncalı durum.
-
Büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse
Örnek:
Hayatta dipdiri yanmak belasından da kurtulmuştum. Y. K. Beyatlı
-
Hak edilen ceza.
-
calamity.
-
Bugger. evil. hassle. mess. scourge. scrape. tartar. trouble. calamity. misfortune. nuisance. plague. pest.
-
Trouble. misfortune. calamity. evil. aggro. cancer. curse. damnation. deep trouble. disaster. firework. fuck up. hot water. plague. predicament. scourge.
-
Yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlamak veya aynı zamanda seslere çevirmek
Örnek:
Bana umutsuz bir sesle son raporları okudu. F. R. Atay
-
Yazılmış bir metnin iletmek istediği şeyleri öğrenmek
Örnek:
Gazete bile okumak istemiyorum. B. Felek
-
Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek
Örnek:
Çabuk dil öğrenmedi, okumak istemedi. H. E. Adıvar
-
Şarkı, türkü, şiir vb.ni sesli olarak veya ezgi ile söylemek
Örnek:
Salon boşalmaya başladı, biz şiirler okuyup dinliyoruz. R. H. Karay
-
Bir şeyin anlamını çözmek.
-
Hastalığı iyi edeceğini ileri sürerek okuyup üflemek, üfürükçülük etmek.
-
Bazı belirtilerle bir anlamı, gizli bir duyguyu anlamak, kavramak
Örnek:
Yüzünü benden saklıyor. Niçin? Çehresinde, melalinde aşkının matemini okumayayım, diye mi? Ö. Seyfettin
-
Sövmek, küfretmek.
-
Read. study. peruse. announce.
-
Read. say. study. to read. to study. to sing. to say. to decipher. to understand. learn. to chant. sing. to recite.
-
Read. to read. to be able to read. to study. to attend school. to sing. to recite. to decipher. to swear at. to be read. to be recited. to be sang.
-
say
-
sing
-
Birinin kötü duruma düşmesini gönülden isteme, ilenme, ilenç, kargış.
-
Curse. malediction. imprecation. damn.
-
Curse. malediction. imprecation.
-
İmprecation. malediction. curse. damn.
-
Bir işi yapmak
Örnek:
Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu. H. Taner
-
Bir durumu ortaya çıkarmak.
-
"İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak.
-
Bulmak, erişmek
Örnek:
Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi. R. H. Karay
-
Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
-
Vermek.
-
Eşit değer kazanmak.
-
Herhangi bir değerde olmak
Örnek:
Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu. Ö. Seyfettin
-
Do. make. get. add up to. cost. have. pay. practice. practise. render. send. subject. take. tender.
-
Cost. do. misbehave. put. render. send. total. to do. to make. to render. to cost. to amount to. to total. to be worth. make.
-
To do. to make. to amount to. to be worth. to deprive of. to soil or wet (with feces or urine. amount. execute. pay. ply. to cost roughly.
-
step
-
say
-
total
-
aggregate
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|