|
before you could say jack robinson
-
Göz açıp kapayıncaya kadar, kaşla göz arasında
-
Önde, önden, önce, evvel, daha önce
-
Önünde, cephesinde
-
(edat) tercihen, yerine
-
huzurunda
-
(bağ laç) -den önce before-cited, before-mentioned yukarıda bahsi geçen before Christ (b.c) milattan önce beforehand önce, önceden
-
Önce, karşı, önceki, önde, önden
-
Sen, siz, sana, size, seni, sizi
-
Siz, sizler, sen
-
Seni, size
-
"Hayır" anlamında bir söz.
-
"Yapmam, istemem, kabul etmem" anlamında itiraz sözü.
-
"Sakın" anlamında bir uyarı sözü
Örnek:
Yoo, güvercinlerime dokunmayınız, dedi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
This is a suffix attachted to the end of words to show assertion and stress For example, saying 'Hontou!' means 'Really!', but saying 'Hontou-yo!' means 'I'm telling you and it's TRUE!' Pronounced just as it's spelled.
-
Youthful offenders are inmates age 24 and younger that have been designated by the sentencing court or the Florida Department of Corrections Youthful offenders are housed in one of several designated institutions.
-
Same as Yang in Yin-Yang. yarn over yarn should sit behind hook, bring yarn over hook.
-
The hard, male, light, or positive principle of nature. a highly-scientific term meaning: 'Eureka, I have found it!'.
-
Hey!, hey sen! (dikkatini çekmek için bir kimseyi çağŸırma)
-
Ebilmek, yapabilmek, edebilmek, olabilmek; konservesini yapmak, konservelemek; kasede kaydetmek, kayıt yapmak (ses ya da görüntü), uzaklaştırmak (okul), kovmak
-
Yardımcı, bak. can.
-
Düz, ince, yassı taş
Örnek:
Yağmur yağar da ışılaşır sayları / Eli göçmüş de bozulaşır daylağı Halk türküsü
-
Çalışma, emek.
-
Hac ibadeti sırasında Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelme.
-
Düz, tabaka biçiminde, ince yassı taş.
-
İri, büyük kaya.
-
ArkadaÅŸ
-
Su kaynağı.
-
Elçi.
-
deem.
-
Saw.
-
Trial by sample; assay; sample; specimen; smack.
-
Tried quality; temper; proof.
-
Essay; trial; attempt.
-
To try; to assay.
-
A kind of silk or satin.
-
A delicate kind of serge, or woolen cloth.
-
To utter or express in words; to tell; to speak; to declare; as, he said many wise things.
-
To repeat; to rehearse; to recite; to pronounce; as, to say a lesson.
-
To announce as a decision or opinion; to state positively; to assert; hence, to form an opinion upon; to be sure about; to be determined in mind as to.
-
To mention or suggest as an estimate, hypothesis, or approximation; hence, to suppose; in the imperative, followed sometimes by the subjunctive; as, he had, say fifty thousand dollars; the fox had run, say ten miles.
-
To speak; to express an opinion; to make answer; to reply.
-
Work. effort.
-
Instead of.
-
Söylemek, demek, etmek (dua), okumak (dua), bildirmek, tekrarlamak, farzetmek, varsaymak
-
Demek, söylemek
-
Tekrarlamak, ezbere söylemek
-
Denilen şey, söz
-
Söz sırası
-
Hemen hemen, aşağı yukarı
-
mesela
-
B.D.,Dili Hey, bana bak ! to say nothing of göz önüne almadan
-
), (oto.) kriko
-
Adam, köylü
-
gemici
-
Ağır yükleri yerinden kaldırmaya özgü makina, bocurgat makinası
-
İskambil bacak, vale
-
Bazı oyunlarda top
-
Argo para
-
priz
-
Cıvadra sancağı, demir sancağı
-
İngiliz veya Amerikan bayraklarının üst köşesinde bulunan dikdörtgen kısımdan ibaret sancak
-
Erkek hayvan (eÅŸek, tavÅŸan)
-
Eskiden kullanılan bir zırhlı ceket
-
BeÅŸ taÅŸ oyunu
-
), up ile bocurgatla yükseğe kaldırmak
-
Bir kimseye vazifesini hatırlatmak.
-
Kriko ile kaldırmak, kaldırmak, yükseltmek
-
Görme organı.
-
Bazı deyimlerde, görme ve bakma.
-
İyi veya kötü nitelikler, tutkular, duygular anlatan bakış.
-
Bakış, görüş.
-
Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak
Örnek:
Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu? T. Buğra
-
Delik, boÅŸluk
Örnek:
Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır. S. F. Abasıyanık
-
Çekmece.
-
Terazi kefesi.
-
Kartlar üzerinde açılan ve içerisine mikrofilm parçası geçirilen delik.
-
Görme organının, içinde dış dünyanın görüntüsünün oluştuğu ve bu görüntünün sinirsel uyarmalara dönüştüğü, başlangıç parçası.
-
1- Çok küçük budak. 2- Çekmece boşluğu.
-
Bk. çekmece
-
Bk. göz
-
Eye. optic. optical. ocular. orbital. ophthalmic. eye. orbit. orb. blinker. sight. cell. compartment. drawer. cubbyhole. cubby. cubicle. cuddy. eyehole. glim. optic. opto-.
-
Drawer. eye.
-
Drawer. eye. sight. seeing. attitude. way of behaving. spring. eye. division. part. the evil eye. bad luck caused by another's envy. love. friendship. esteem. bud. square. case. bin. source. orifice. bord. rack. pane. partition. pore.
-
aperture
-
eye
-
Auge
-
oeil
kadar(nedir ne demek)
-
Ölçüsünde, derecesinde
Örnek:
Balıkçılıkta para vardır, ama dalgıçlık kadar da genç işidir. S. F. Abasıyanık
-
Büyüklüğünde, genişliğinde.
-
Dek, deÄŸin
-
Gibi
-
Denli
-
Süre belirten bir söz
-
Miktarda, derecede
-
Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten bir söz
-
As. as much as. as far as. so. as much as. up to. until. till. inasmuch as. so long as. until. till. pending.
-
As. as. as big as. as much as. until. till. by. up to. to. as far as. about. or so. something like. amount. degre.
-
As much as. as many as. up to. by. so.
-
Prep. by
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|