|
bear a torch
-
Taşımak; katlanmak, çekmek, sineye çekmek, üstlenmek, gütmek (kin), hazmetmek, dişini sıkmak; götürmek, getirmek, vermek, dönmek; değmek, sapmak, yönelmek; spekülasyon yapmak, borsa fiyatlarını düşürmek; duymak (sevgi); doğurmak
-
ayı
-
Ayıya benzer hayvan: ant bear
-
Hantal kimse, kaba kimse
-
tic
-
Taşımak, kaldırmak
-
Tahammül etmek, dayanmak
-
Üstüne almak
-
Lâyık olmak
-
Etrafa yaymak
-
Aklında tutmak
-
(meyva) vermek (ağaç)
-
doğurmak
-
Ülke, kurum ve yatırımAraçlarının yüksek güvenilirlikAralığını gösteren ve derecelendirme kuruluşu tarafından verilen not.A'nın sayılarıArttıkça güvenilirlik derecesi yükselir; işaret değişiklikleri her bir konum için olumlu veya olumsuz gelişmelere işaret eder (AA,AAA,A+,AA- vb).
-
Yunanca yokluk ifade eden ön ek.
-
Kazanılmış bağışıklık yetmezlik sendromu.
-
AIDS
-
Bir, herhangi bir (ünsüzle başlayan kelimelerden önce kullanılır
-
bak
-
İngiliz alfabesinin ilk harfi
-
Birinci kalite veya derece
-
La notası, la perdesi
-
B.D
-
La [müz.], pek iyi
-
meşale
-
Asetilen lambası
-
İng
-
Meşale, cep feneri, el feneri, asetilen lambası
-
Bir yeri ışık tutarak aydınlatmak.
-
1) bir yeri ışıkla aydınlatmak: Biraz evvel bize ışık tutan sakallı adam bu hareketime dikkat etmişti. -R. N. Güntekin. 2) düşüncesiyle kılavuzluk etmek, konuyu aydınlatıcı düşünceler söylemek, tutacağı yolu göstermek: Gökalp, bu odada her gün yeni bir konuya ışık tutardı. -Y. Z. Ortaç.
-
Set light to, light, bear a torch, flash on, flash, irradiate, shed
-
Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk
Örnek:
Okuyabilmek için kapıdaki ışık yeterli değildi. H. E. Adıvar
-
Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç.
-
Elektrik.
-
Resim sanatında ışıklı, parlak yer.
-
Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı
Örnek:
Bütün gözlerden manalı ışıklar sıçrıyordu. P. Safa
-
Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb
Örnek:
Sevgili Behçet Necatigil şiirimizin vazgeçilmez ışıklarından biri olarak ayrıldı aramızdan. N. Cumalı
-
Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma.
-
Yönetmenin, sahnenin ya da salonun aydınlatılması için verdiği buyruk.
-
Göze uyarımda bulunan ve beyin tarafından yorumlandığında görme duyusuna, yani görülebilir ışığa yol açan elektromıknatıs ışınım. Başka bir deyişle, ışımayla yayılan ve görme duyusuyla algılanan erke biçimi. (Bu elektromıknatıs ışınım, 4x10-7 m ile 7,7x10-7 m arasındaki dalga uzunluklarında yer alır. Dalga uzunluklarındaki değişiklikler gözde değişik duyulara yol açarak değişik renkleri oluşturur).
-
Aydınlık, ziya.
-
Mutluluk, sevinç veya zekadan doğan, yüzde ve gözlerde beliren parıltı.
-
Mec. Yol gösteren, aydınlatan, önderlik eden kimse.
-
light
-
Light. gleam. lamp. luminary. photo-.
-
Light. gleam. lamp. luminary. photo-. beam.
-
Light. light (luminous energy. any source of light. bathe. doppler effect.
-
lights!
-
Licht
-
lumière
-
lumière!
tutmak(nedir ne demek)
-
Elde bulundurmak, ele almak
Örnek:
Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu. Ö. Seyfettin
-
Ele geçirmek, yakalamak
Örnek:
Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı. Ö. Seyfettin
-
Avlamak
Örnek:
Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz. R. H. Karay
-
Yanında bulundurmak, alıkoymak.
-
Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
Örnek:
Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir. S. F. Abasıyanık
-
Kaplamak
Örnek:
Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir. T. Buğra
-
Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
Örnek:
Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları. S. F. Abasıyanık
-
Denetimi ve yetkisi altına almak.
-
Hold. hold up. get hold of. seize. catch. keep. take. favor. favour. support. stick to. affect. abide by. add up to. bespeak. bind. book. charter. check. choke. choke back. choke down. choke off. claw hold of. clench. clutch. cog. cohere. come to. co.
-
Anchor. bind. bite. book. bridle. capture. catch. charter. check. contain. curb. detain. dig. grasp. hire. hold. inhibit. keep. repress. restrain. retain. say. seize. stifle. take. to hold. to stop. to detain. to catch. to seize. to keep. to cover. to take. to take up. to occupy. to hold with sth. to agree with. to approve of. to employ. to engage. to keep sb on. to hire. to rent. to make sick. to amount to. to total. to add up to. marke etmek. to retain.
-
Apprehend. hold. to come to. to hold. to catch. to take hold of. to grip. to grab. to hold back. to restrain. to nab. to arrest sb. to capture. to occupy (a position. to detain sb. to keep sb / sth. to maintain sth at a certain level. to take up (so.
-
Play, play on
-
guard
-
remand
-
bate
-
be
-
redeem
-
Total, tot up
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|