|
bear a loss
-
Taşımak; katlanmak, çekmek, sineye çekmek, üstlenmek, gütmek (kin), hazmetmek, dişini sıkmak; götürmek, getirmek, vermek, dönmek; değmek, sapmak, yönelmek; spekülasyon yapmak, borsa fiyatlarını düşürmek; duymak (sevgi); doğurmak
-
ayı
-
Ayıya benzer hayvan: ant bear
-
Hantal kimse, kaba kimse
-
tic
-
Taşımak, kaldırmak
-
Tahammül etmek, dayanmak
-
Üstüne almak
-
Lâyık olmak
-
Etrafa yaymak
-
Aklında tutmak
-
(meyva) vermek (ağaç)
-
doğurmak
-
Ülke, kurum ve yatırımAraçlarının yüksek güvenilirlikAralığını gösteren ve derecelendirme kuruluşu tarafından verilen not.A'nın sayılarıArttıkça güvenilirlik derecesi yükselir; işaret değişiklikleri her bir konum için olumlu veya olumsuz gelişmelere işaret eder (AA,AAA,A+,AA- vb).
-
Yunanca yokluk ifade eden ön ek.
-
Kazanılmış bağışıklık yetmezlik sendromu.
-
AIDS
-
Bir, herhangi bir (ünsüzle başlayan kelimelerden önce kullanılır
-
bak
-
İngiliz alfabesinin ilk harfi
-
Birinci kalite veya derece
-
La notası, la perdesi
-
B.D
-
La [müz.], pek iyi
-
Zarar, kayıp, zayi
-
Ziyan, zarar, hasar
-
Harabiyet, kayıp, elden çıkma
-
İsraf, telef
-
ask
-
Bear a loss
-
Katlama işi yapılmak.
-
Hoş olmayan bir duruma, güç şartlara dayanmak, tahammül etmek
Örnek:
Böyle bir yolculuğa katlanabilecek hâlde değildir. F. R. Atay
-
Take one's medicine. stand the racket. endure. take. take it. tolerate. accept. digest. bear. undergo. go through. abide. brook. crease. do with. double. face. face up to. grin and bear it. last out. lump. lump it. put up with. sit down under. stand.
-
Abide. bear. collapse. endure. fold. stomach. tolerate. to fold. to bend. to put up with. to bear. to stand. to endure. to tolerate. to abide.
-
To be folded. to bear. to tolerate. to endure. to put up with. to resign. abide. brook. eat crow. face. fold. stomach. support. take it. take lying down. undergo.
taşımak(nedir ne demek)
-
Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek
Örnek:
Hastayı ekseriya yakın kasabaya kadar sırtta taşırlardı. S. F. Abasıyanık
-
Üstünde bulundurmak
Örnek:
Boynunda asılmış gümüş bir köstek taşırdı. Y. K. Beyatlı
-
Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek
Örnek:
Değirmenin üstünde ise değirmen koluyla birleşen çarkı taşıyan bir çanak bulunur. S. Birsel
-
Boru, kanal vb. ile sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak.
-
Giymek
Örnek:
Devlet üniforması taşıyordu. H. Taner
-
Sahip olmak, özellik olarak bulundurmak.
-
Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek.
-
Duymak, hissetmek
Örnek:
İçlerinde her şeye karşılık bir suçluluk duygusu taşırlar. T. Dursun K
-
Carry. transport. bear. wear. bear away. carry away. convey. haul. put across. relocate. remove. run. stanchion. sustain. tote.
-
Bear. carry. cart. conduct. convey. ease. ferry. haul. lug. receive. tote. transfer. transport.
-
Move. transport. to carry. to transport sth from one place to another. to bear. to support. cart. catch up. convey. haul. mount. pack. receive. sustain. tote. wear.
-
walk
-
ride
-
wash
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|