|
baz çifti bp
-
Nükleikasit moleküllerinde bir baz çiftine karşılık gelen uzunluk birimi.
-
Nükleik asitlerde hidrojenle bağlı bir çift baz.
-
Base pair
-
Basenpaar
-
Paire de bases
-
Temel, esas.
-
Taban.
-
Bir asitle birleştiğinde bir tuz oluşturan madde, esas.
-
Bk. taban
-
Herhangi bir şeyin temeli veya en küçük parçası, bileşiğin ana maddesi.
-
Kimyada tuzun asit olmayan kısmı veya tuzların oluşumu için asitlerle birleşmiş madde veya bir çözeltide hidrojen iyonu (proton) alan madde.İng.: base Biyo
-
1. Herhangi bir şeyin temeli veya en küçük parçası, bileşiğin ana maddesi. 2. Alkali.
-
Base. alcali. alkali.
-
base
-
Ayağın alt yüzü, aya.
-
Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı.
-
Ayakkabının alt bölümü.
-
Kaide.
-
Bir şeyin en alt bölümü.
-
Değerlendirmede en alt derece.
-
Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle.
-
Temel, temel ilke, baz.
-
Huy bakımından.
-
Yaradılıştan.
-
1- Başlangıç ya da temel sayılan yer ya da nesne. 2- Transistorun salgıcı ile toplacını ayıran kesimi.
-
Üzerine, duyarkatı oluşturan kimyasal özdek sürülmüş selüloit kuşak
-
Mıknatıslı kuşak ve mıknatıslı görüntü kuşağında, üzerine demir oksit sıvanan asetat, polivinilklorit ya da polyesterden kuşak.
-
Base, support, backing, film base, emulsion support (carrier),
-
Bedrock. sole. girder. base. basement. floor. fundament. sill. substratum. substructure.
-
Base. bed. floor. sole. underside. sole. heel. subsoil. plateau.
-
Base. cushion. sole. floor. pedestal. foundation. bed. floor. lower limit or base. base. base plane. base line. steel of good quality. bottom. basal. bedding. footing. fundament. underlying. underwork. groundwork. platform. inner botto.
-
sole
-
base
-
Tape base
-
Schichtträger, Träger, Filmträger,
-
Grundfläche, Base
-
Schichtträger, Träger, Magnetbandschichtträger
-
Base, support
-
Plante du pied
-
base
-
Birbirini tamamlayan iki tekten oluşan (nesneler).
-
Bir erkek ve bir dişiden oluşan iki eş
Örnek:
Kocası İtalyan, karısı Sırbistanlı olan bu çift ile araları pek iyi idi, ailece de görüşüyorlardı. R. H. Karay
-
Toprağı sürmek için birlikte koşulan iki hayvan.
-
Küçük maşa veya cımbız.
-
Osmanlılarda en az birçiftlik genişliğindeki toprağı ekip biçen köylüden yılda bir kez alınan bir toprak vergisi.
-
Even. dual. double. duplicate. binary. twin. duple. conjugate. dyad. geminate. double. couple. pair. double. brace. yoke. duet. amphi-. bi-. ambi-. dipl-. diplo.
-
Binary. couple. double. dual. duplicate. pair. twin.
-
Double. dual. even. binary. couple. pair. duplicate. even number. multiple. twofold. doublet. yoke. plowland. tandem. dublex. coupled. dyad. brace. doubly. twain. two. twosome.
-
even
-
Bk. baz çifti
-
Birthplace, bishop.
-
Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele
Örnek:
Haykırışlarına etraftan karşılık gelmiyordu. H. R. Gürpınar
-
Bir dildeki bir sözü başka bir dilde aynı anlamda karşılayan söz.
-
Cevap, yanıt.
-
Bir şey alınırken karşı tarafa verilen başka şey, bedel
-
Bir iş için ayrılmış para, ödenek, tahsisat.
-
İktisadi karar birimleri tarafından istenen veya gereksinim duyulan malların satılması, paranın verilmesi, ödeneğin sağlanması gibi işler.
-
bedel.
-
As against. equivalent. provisions. return. wages. answer. reply. payoff. consideration. counter. counterbalance. counterpart. offset. payment. provision. quid pro quo. quittance. reciprocation. recompense. remuneration. repayment. requital. response.
-
Answer. comeback. consideration. counterbalance. equivalent. price. recompense. redress. repayment. reply. response. retort. return. reward. reaction. acknowledgement. reciprocity. counterpart. compensation. allowance.
-
Provision. allowance. response. equivalent. translation. amount paid. equivalent given in return. appropriation. designated fund. opposite. contrary. in contrast to. in response to. in payment for. answer. compensation. consideration. counter. counterpart.
-
provision
-
Gelme işini yapan (kimse veya nesne).
-
Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın).
-
Coming. incoming.
-
Coming. incoming. oncoming. arriving. reaching. comer.
-
İncoming. inbound. who is coming. incident. oncoming.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|