|
basık havalı yerlerde vakit geçirmek
-
frowst
-
Basılmış, yassılaşmış
Örnek:
Başına, arkası basık, önü yüksek, çuha püsküllü bir şapka giymiş. M. Ş. Esendal
-
Çok yüksek olmayan, alçak
Örnek:
Arka sokağa bakan, dar, basık tavanlı, ışıksız bir yerdi. P. Safa
-
Kısık
Örnek:
Onun sesi de aynı şekilde basıktı. T. Buğra
-
Poky. flattened. depressed. low.
-
Low. pressed down. compressed.
-
Herhangi bir nitelikte havası olan
Örnek:
O murdar kokulu, ağır havalı yere... H. E. Adıvar
-
İyi, temiz hava alan, havadar.
-
Bir işi gereğince benimsemeyen, önemsemeyen.
-
Göz alıcı, çekici, albenisi olan.
-
Kibirli, çalımlı, gururlu.
-
Sıkıştırılmış hava ile çalışan (alet vb.).
-
Sıkıştırılmış hava ile işleyen (aygıt).
-
Sıkıştırılmış hava ile işleyen (aygıt).
-
Airy. showy. stylish. dashing. flash. flatulent. hot-air. jaunty. la-di-da. la-di-dah. nifty. nobby. ostentatious. pneumatic. posh. rakish. swagger. swanky. swell. swish. tonish. show-off.
-
Airy. flamboyant. pneumatic. posh. showy. swanky. breezy. attractive. eye-catching. flashy. stuck-up. pneumatically actuated.
-
Airy. well-ventilated. attractive. eye-catching. pneumatic.
-
pneumatic
-
pneumatique
-
Zaman
-
Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler.
-
Çağ.
-
Tespit edilmiş olan zaman
Örnek:
Kâhya - vakit gayri Süleyman, haber saldık gelecekler, pamuklar da kıvamına geldi - demişti. S. Kocagöz
-
Zaman anlatan kelimelere belirtilen durumunda geldiğinde "iken" anlamı veren bir söz.
-
İmkân, fırsat.
-
Geçim, para bakımından imkân.
-
Father time. hour. season. time. when. while.
-
Season. time. the right time. appointed time. hour.
-
Time. the right time. time (for doing sth. when. hour. tide. while.
-
Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak.
-
Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek
Örnek:
Kalanımızı peşine takarak Murat suyunun karşı kıyısına geçirdi. K. Bilbaşar
-
Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek.
-
Tespit etmek, yazmak, kaydetmek
Örnek:
Merkez, kadının dosyasına vefat kaydını geçirdi. R. H. Karay
-
Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak
Örnek:
Yem torbalarını hayvanların boyunlarına geçirdikten sonra arkadaşına sordu. O. C. Kaygılı
-
Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek.
-
Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak
Örnek:
Kocan için geceyi evden dışarıda geçirmek fırsatını sen kendin temin et. H. C. Yalçın
-
Giymek, giyinmek
Örnek:
Sırtına pembe, kolları tamamen çıplak bir bluz geçirmişti. S. F. Abasıyanık
-
See smb. to the door. make pass. show smb. to the door. pass. carry. transfer. transmit. see off. bash. come through. communicate. conduct. dot smb. one. extrude. fetch. get through. pass on. scarf. screw. slip. spin out. stick. swipe. take in. under.
-
Carry. conduct. have. infect. know. pass. spend. transmit. treat. undergo.
-
Migrate. to pass. to infect sb to slip on. to fit. to fix. to insert. to enter. to register. to undergo. to get over. to see sb off. to screw. to let to pass.
-
Get over
-
post
-
outstay
-
Spend, pass away, put in, work out
-
reach
-
Wile away
-
Basık hava, havasız ortam
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|