|
aydınlatma donatımı
-
Aydınlatmada kullanılan çeşitli boy ve yapıdaki yapma ışık kaynakları, bunların yardımcı araçları.
-
Lighting equipment
-
Beleuchtungsgeräte, Beleuchtungsanlage, Beleuchtungseinrichtung, Beleuchtungsmaterial
-
Sahnelerin ışıklandırılması işi.
-
Aydınlatmak işi.
-
Alıcının önünde yer alan konunun ya da görünçlüğün ışıklandırılması.
-
Nesneler ve çevrelerinin görülebilmesi amacıyle ışık uygulanması.
-
Muayene amacıyla bir organın, nesnenin veya boşluğun ışıklandırılması.
-
lighting
-
İllumination. lighting. enlightenment. clarification. edification. elucidation. irradiation.
-
İllumination. lighting. clarification.
-
Clarification. illumination. stage lighting. clearing. enlightenment. lightening.
-
illumination
-
Beleuchtung, Ausleuchtung, Beleuchtungswesen
-
ßeleuchtung
-
éclairage
-
Donatma, teçhiz
-
Bir fabrikayı, bir havaalanını, bir spor kuruluşunu veya bir askerî birliği etkinlik göstermesi için gerekli araç ve gereçlerle donatma.
-
Bir sanat eserinde ikinci derecede olan ayrıntılar, yardımcı ögeler.
-
Bir görünçlük içinde yer alan her çeşit eşya, nesne.
-
Bir işin yapımı için gerekli araçların tümü.
-
Properties, props, set dressings
-
Equipping. arming. rig. supplying. armament.
-
Armament. equipment.
-
Equipment. fittings. gearing. equipping. procurement of ordinance. accessories. accessory. gear. fixture. equipage. device. appliance. armature. garnish. harness. tackling. tackle. installation. rigging. rig. purchase. train. mounting. furniture. ap.
-
equipment
-
Requisit, Requisiten, Spielrequisiten, Atelierfundus, Fundusgegenstande
-
Ausrüstung, Werkstattgeräte
-
équipement
-
Çeşidi çok olan, türlü, mütenevvi
-
Assorted. various. varied. multifarious. different. divers. diverse. diversified. manifold. medley. miscellaneous. sundry. differently.
-
Different. diverse. miscellaneous. mixed. multifarious. multiple. sundry. varied. various. assorted. manifold.
-
Cumulative. assorted. different. various.
çeşit(nedir ne demek)
-
Aynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, tür, nevi
Örnek:
Her çeşit insanı kavrayacak bir sunuş tarzı vardı. H. Taner
-
Canlıların bölümlenmesinde, bireylerden oluşan, türden daha küçük birlik.
-
Türlü
Örnek:
Bu camilerin her biri başka planda başka çeşittir. Y. K. Beyatlı
-
Kind. variety. sort. assortment. style. sample. cast. class. denomination. description. genre. ilk. item. range. species. stripe.
-
Assortment. breed. cast. class. description. form. kind. make. nature. order. rate. sort. style. type. variety. sample.
-
Sort. variety. kind. assortment. breed. choice. class. description. diversity. manner. order. quality. rate. species. stamp. type.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|