|
aydın kadın
-
bluestocking
-
Işık alan, ışıklı, aydınlık.
-
Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver
Örnek:
Akşam gazetesi, yurt aydınlarıyla konuşarak bizde niçin yazar yetişmediğinin sebeplerini araştırdı. O. V. Kanık
-
Kolayca anlaşılacak kadar açık, vazıh (söz veya yazı).
-
Işıklı, pırıltılı, aydınlık.
-
Açık, kolay anlaşılır.
-
Öğrenimi, bilgisi ve görgüsü olan, ileri düşünceli kimse.
-
Umut veren.
-
Mehtap.
-
Enlightened. cultured. literate. educated. intellectual. lettered. well-read. well informed. informed. read. intellectual. literate. luminary. egghead. long-haired.
-
Egghead. intellectual.
-
İntellectual. well-lighted. clear. lucid. enlightened person. educated. enlightened.
-
Erişkin dişi insan, erkek veya adam karşıtı
Örnek:
Yanlarında, kendileriyle ahbaplık edecek dostlar, hizmetlerine koşacak kadınlar veya erkekler görmek isterler. A. Ş. Hisar
-
Evlenmiş kız.
-
Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri olan.
-
Hizmetçi bayan.
-
Bayan
-
Bk. haseki sultan.
-
Dişi cinsten erişkin insan.
-
Eskiden bayan anlamında kullanılan bir san.
-
Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri taşıyan (kadın).
-
Lady. woman. lady's. female. petticoat. woman. female. she. dame. broad. distaff. hen. jane. petticoat. gyno-. gynous.
-
Bird. dame. female. girl. lady. skirt. woman.
-
Lady. woman. female. matron. feminine. feme. lollipop men , lollipop lady. petticoat.
-
Padişahtan çocuğu olan karavaş.
-
Aydın kadın, okumuş kadın, entellektüel kadın
-
Okumuş kadın
-
Entellektüel kadın.
ışık(nedir ne demek)
-
Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk
Örnek:
Okuyabilmek için kapıdaki ışık yeterli değildi. H. E. Adıvar
-
Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç.
-
Elektrik.
-
Resim sanatında ışıklı, parlak yer.
-
Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı
Örnek:
Bütün gözlerden manalı ışıklar sıçrıyordu. P. Safa
-
Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb
Örnek:
Sevgili Behçet Necatigil şiirimizin vazgeçilmez ışıklarından biri olarak ayrıldı aramızdan. N. Cumalı
-
Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma.
-
Yönetmenin, sahnenin ya da salonun aydınlatılması için verdiği buyruk.
-
Göze uyarımda bulunan ve beyin tarafından yorumlandığında görme duyusuna, yani görülebilir ışığa yol açan elektromıknatıs ışınım. Başka bir deyişle, ışımayla yayılan ve görme duyusuyla algılanan erke biçimi. (Bu elektromıknatıs ışınım, 4x10-7 m ile 7,7x10-7 m arasındaki dalga uzunluklarında yer alır. Dalga uzunluklarındaki değişiklikler gözde değişik duyulara yol açarak değişik renkleri oluşturur).
-
Aydınlık, ziya.
-
Mutluluk, sevinç veya zekadan doğan, yüzde ve gözlerde beliren parıltı.
-
Mec. Yol gösteren, aydınlatan, önderlik eden kimse.
-
light
-
Light. gleam. lamp. luminary. photo-.
-
Light. gleam. lamp. luminary. photo-. beam.
-
Light. light (luminous energy. any source of light. bathe. doppler effect.
-
lights!
-
Licht
-
lumière
-
lumière!
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|