|
ayıp yerler
-
Vücutta örtülü tutulması gereken yerler.
-
Toplumun ahlak kurallarına aykırı olan, utanılacak durum veya davranış.
-
Kusur, eksiklik.
-
Utanç veren
Örnek:
Elli, altmış günlük bir ayrılık için bu kadar telaş ayıp değil mi? R. N. Güntekin
-
Hukuk dilinde alım ve satıma konu olan malın istenmeyen özelliği, kusur.
-
Shameful. disgraceful. unmannerly. indecorous. inglorious. nasty. opprobrious. reproachful. shame. disgrace. failing. attaint. blot. blotch. brand. contempt. dishonor. dishonour. indecorum. odium. reproach. slur. spot. obscenities.
-
Blameworthy. discreditable. ignoble. infamous. regrettable. rude. shame. shameful. sinful. smirch. spot. stigma. taint.
-
Fault. shame. shameful. disgrace. disgraceful. defect. blot. contempt. crime. imperfection. infamous. inglorious. odium. reproach. scandal. smirch. taint. that's not quite the ticket.
-
Shame: what a shame!, shame on you!
-
shame
-
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân
Örnek:
İzinsiz bir yere gitmek ne haddime? M. Ş. Esendal
-
Gezinilen, ayakla basılan taban
Örnek:
Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu. H. Taner
-
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle
-
Durum, konum, vaziyet.
-
Ülke, bölge.
-
Görev, makam
Örnek:
Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz? M. Ş. Esendal
-
Önem.
-
Yerküre.
-
Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay.
-
location
-
Terraneous. earth. premises. footing. whereabouts. glebe. ground. locale. locality. location. locus. mother earth. place. position. post. quarter. room. seat. site. situation. situs. slot. space. spot. stand. standing. station. stead. terrain. ubiety.
-
Ground. earth. landmark. locality. location. place. point. position. room. seat. site. situation. space. spot. stand. station. stead.
-
Location. floor space. ground. land. lieu. locale. locality. locus. place. room. seat. slot. spot. spot of land. station. stead. terrain. way. world.
-
Aufnahmegelande, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standort, Motiv, Originalmotiv
-
Heu
-
Önce, evvel (Eski Kullanım)
-
Örtüsü olan
Örnek:
Orta yaşlı, başı örtülü bir kadın yanımda duruyor. R. H. Karay
-
Örtülmüş, bir şey ile kaplanmış
Örnek:
Yerler yemyeşil ve ıslak bir çimenle örtülü. A. Haşim
-
Açıklama yapmadan, kapalı olarak, müphem.
-
Covered. veiled. wrapped. under cover. covert. buried. masked. shut. clad. coated. mantled. muffled. submerged. submersed. thick with.
-
covert.
-
İmplicit. covered. veiled. shut. closed. hidden. hushed up. concealed.
tutulma(nedir ne demek)
-
Bir gök cisminin, araya başka bir cismin girmesiyle bütününün veya bir bölümünün görünmez duruma gelmesi olayı.
-
Tutulmak işi, popülarite.
-
Gözlemciye göre iki gökcisminden birinin öbürünü örtmesi. Ay'ın Güneş'i örtmesi (güntutulması), Yer'in Ay'ı örtmesi (Aytutulması).
-
Popularity. rating. being held. eclipse.
-
Being held / caught. eclipse. immersion.
-
eclipse
-
éclipse
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|