|
avcı hattı
-
Savaşta düşmana doğru dağılarak ön safta ilerleyen asker topluluğu.
-
Avı kendine iş edinen kimse
Örnek:
Avcı, elinde ipi silkeleyerek yavaş yavaş ağını çekiyordu. M. Ş. Esendal
-
Başka hayvanları yakalamakta usta olan (hayvan).
-
Bir şeyi büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çıkaran, tanıtan kimse.
-
Avcılara özgü şey.
-
Avlanmayı seven, avı iş edinen kimse.
-
Hunting. hunter. shooter. chaser. birdman. huntsman. huntress. gun. trapper. skirmisher. shikari.
-
Hunter. trapper. huntsman. skirmisher.
-
Hunter. huntsman. skirmisher. lightinfantry soldier. game hunter.
-
(American Veterans Committee)
"American Veterans Committee (Amerikan Gaziler Komitesi)", Amerikan Gaziler Komitesi, Amerika'da bir savaş gazileri teşkilatı
-
Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı.
-
Gerçek, yalan olmayan.
-
Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun
Örnek:
Bunları sana şimdiden söylemek daha doğrudur. A. Gündüz
-
Gerçek, hakikat
Örnek:
Söyleyin doğrusunu, siz insanoğlunun ahlaklı olabileceğine inanmıyorsunuz. N. Ataç
-
İki nokta arasındaki en kısa çizgi.
-
Yanlışsız, eksiksiz.
-
Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca.
-
Yakın, yakınlarında
Örnek:
Şafağa doğru otomobil sesi duyuldu. F. R. Atay
-
1- Gerçeğe uygun olan. 2- (Mantıkta) Düşünme yasalarına uygun olan.
-
Akla, mantığa uygun.
-
Dürüst, namuslu, ahlaklı.
-
True. right. correct. exact. accurate. proper. authentic. honest. fair. truthful. straight. direct. above-board. faithful. guileless. just. orthodox. righteous. sincere. spot-on. square. upstanding. straight. through. thru. thro. due. true. right. ar.
-
True. right. correct. exact. accurate. proper. authentic. honest. fair. truthful. straight. direct. above-board. faithful. guileless. just. orthodox. righteous. sincere. spot-on. square. upstanding. through. thru. thro. due. ar. aboveboard. base. becoming. fitting. mathematical. precise. upright.
-
correct.
-
true
-
vrai
-
verus
ön(nedir ne demek)
-
Bir şeyin esas tutulan yüzü, arka karşıtı
Örnek:
Beş on kişi, köşkün önünde toplandık. M. Ş. Esendal
-
Bir şeyin esas tutulan yüzünün baktığı yer, karşı
-
Bir kimsenin ilerisi
-
Yakın gelecek zaman.
-
Giyeceklerin genellikle göğsü örten bölümü
-
Önce olan, ilk.
-
Civar, yöre.
-
Benzerler arasında bakılan veya gidilen yönde olan
-
Bk. anteriyör
-
Front. fore. frontal. anterior. forward. initiative. precursory. preliminary. front. face. fore. presence. ante-. pre-. pro-.
-
Fore. forward. front. frontal. preliminary.
-
Front. preliminary. front part of. space in front of. foremost. forefront.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|