|
are any meals included
-
-sin, -iz, -siniz, -dirler
-
ar
-
Zam bir herhangi, her ne kadar, her, her bir, bazı, birkaç, biraz, hiçbir, hiç
-
daha.
-
Hiç, hiçbir; biraz, daha, her, herhangi
-
Anlam, kavram, mefhum
Örnek:
Her cepheden tek mealde bir telgraf geliyor. A. Gündüz
-
Ortaya çıkan şey, sonuç, netice.
-
A part; a fragment; a portion.
-
The portion of food taken at a particular time for the satisfaction of appetite; the quantity usually taken at one time with the purpose of satisfying hunger; a repast; the act or time of eating a meal; as, the traveler has not eaten a good meal for a week; there was silence during the meal.
-
Grain that is coarsely ground and unbolted; also, a kind of flour made from beans, pease, etc.; sometimes, any flour, esp. if coarse.
-
Any substance that is coarsely pulverized like meal, but not granulated.
-
To sprinkle with, or as with, meal.
-
To pulverize; as, mealed powder. coarsely ground foodstuff; especially seeds of various cereal grasses or pulse the food served and eaten at one time any of the occasions for eating food that occur by custom or habit at more or less fixed times.
-
Meaning. purport. signification.
-
The food served and eaten at one time. any of the occasions for eating food that occur by custom or habit at more or less fixed times. coarsely ground foodstuff; especially seeds of various cereal grasses or pulse.
-
Öğün, yemek, kaba un
-
Yemek, öğün
-
Yemek zamanı
-
Elenmemiş kaba un
-
Una benzer şey
-
Yeme, karın doyurma işi
Örnek:
Yemekten sonra gocuğuna sarar yatırırdı beni. N. Cumalı
-
Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam.
-
Günün belli saatlerinde yenilen besin
Örnek:
Yemek ya kahvaltıda ya da yemekte yenir. Arada bir şey yenmez. H. Taner
-
Konuklara yiyecek verilerek yapılan ağırlama
Örnek:
Pek protokolcü olduğu için yemek sessiz geçiyordu. F. R. Atay
-
Ağızda çiğneyerek yutmak
Örnek:
Adam o kadar çabuk yiyor ki, hizmetçi ekmek yetiştiremiyor. B. Felek
-
Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek
Örnek:
Necla onun böyle kendinden geçercesine çalıştığını gördükçe üzüntüden tırnaklarını yiyor. H. Taner
-
Isırmak.
-
Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak.
-
Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak
Örnek:
Kendini topladı ama, fena yerinden gagayı yedi sanırım... M. Ş. Esendal
-
Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek.
-
Harcamak, tüketmek, bitirmek
Örnek:
Mirası sen yedin, zahmeti ben çekiyorum, diye latife ediyordu. M. Ş. Esendal
-
Yasal yoldan cezalandırılmak.
-
Yemek yeme, karın doyurma işi
-
Chow. dinner. dish. eat. food. grub. meal. repast. scoff. scran. crop. eat. ingest.
-
Abrade. board. course. crop. dinner. dish. eat. eats. erode. feed. food. grub. have. keep. partake. repast. swallow. table. meal. to eat. to consume. to accept.
-
To eat. to spend recklessly. to corrode. to consume.
dahil(nedir ne demek)
-
İç, içeri
Örnek:
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar... Atatürk
-
İçinde, ... ile birlikte
Örnek:
Bütün bu insanlar, amcası dâhil tiyatroda perdenin açılmasını bekler gibidir. T. Buğra
-
Bir işe karışmış olma, karışma.
-
Osmanlılarda bilginler sınıfına (ilmiyeye) özgü bir aşama.
-
İncluded. inclusive. not excepting. including. with the inclusion of.
-
İncluded. including. inclusive. interior. inside. inclusive. counting.
-
İncluding. incluted. included. inland. inside. interior.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|