|
araç den hali
-
Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta, gücünden yararlanılan nesne.
-
Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta.
-
Bir şeye ulaşmak, bir şeyi elde etmek için yararlanılan kimse veya şey.
-
Taşıt
Örnek:
Taşıt araçlarına hiç binmez, yaz kış asker postalları ile kilometrelerce yolu yaya yürürdü. H. Taner
-
Bir sonuca ulaşmak için kullanılan şey.
-
Bir işin yapılmasında, bir makinenin, bir motorun sökülmesi, takılması, ayarı ya da işletilmesinde kullanılan aletlerden her biri.
-
Bir özdeği etkileyerek onda değişikliğe yol açan özdek ya da kuvvet.
-
Vehicular. vehicle. means. appliance. tool. instrument. facility. implement. medium. organ.
-
Appliance. medium. organ. transport. vehicle.
-
İnstrument. tool. vehicle. means. appliance. implement. medium. organ.
-
tool
-
Werkzeug
-
outil
-
Lair, cave; hole; squalid room; cozy room; television room
-
İn, mağara
-
sığınak
-
Küçük oda
-
Çalışma odası
-
Mağara, in; sığınak; yatak; batakhane; delik; zor durum, çıkmaz
-
Boş, ıssız, tenha.
-
accusative.
-
Turkish word meaning Carpet.
-
Carpet.
-
The Turkish word for carpet.
-
Tümce başında istek uyandırmak için kullanılır; (-) bir şeyin birdenbire anımsandığını ya da kavrandığını anlatır.
-
İstek uyandırmak için kullanılan bir söz.
-
(ha:) Şaşma anlatan bir söz.
-
(ha:) Dikkati çekmek, uyarmak için kullanılan bir söz
Örnek:
Sakın ha, bir daha yapma! Sakın ha, ağlamanı istemiyorum. A. İlhan
-
(ha:) Bir şeyin birdenbire hatırlandığını veya kavrandığını anlatan bir söz
Örnek:
Ha, miralay arzu ederse o başka tabii! A. İlhan
-
Tekrarlanarak kullanıldığında eşitlik anlamı veren bir söz.
-
Bazen tekrarlanan bir emir kipinin tekrarları arasında yer alarak fiil ile anlatılan işin uzadığı ve bundan bıkıldığı bildirilir.
-
Evet.
-
(ha:) Soru bildiren bir söz.
-
Hahnyum elementinin simgesi.
-
Hey. of.
-
An exclamation denoting surprise, joy, or grief.
-
Both as uttered and as written, it expresses a great variety of emotions, determined by the tone or the context.
-
When repeated, ha, ha, it is an expression of laughter, satisfaction, or triumph, sometimes of derisive laughter; or sometimes it is equivalent to 'Well, it is so.'.
-
Come on. now.
-
The angular distance of a celestial point measured westward along the celestial equator from the zenith crossing; the right ascension for an observer at a particular location and time of day.
-
A high probability that a system at any given time will be operational for useful work and has the ability to recover quickly and with minimum disruption to the user in case of failure Those characteristics of a data processing system that reduce or eliminate its vulnerability to unscheduled outages, such as power failures, code defects or hardware failures One element of 24x7.
-
High Availability -- in telecommunications and other industries, HA describes a system's ability to remain up and running without interruption for extended periods of time.
-
Real Player 0:28 High Availability.
-
Health Advisory.
-
High Angle British designation used to denote DP or AAA guns or directors Means that the gun can be elevated past about 45 degrees or that the director was intended for AA use.
-
Humanitarian Assistance.
-
Abbreviation for heteroduplex analysis.
-
A branch, or sub-category, of a ryu For instance, the phrase 'Heki ryu Insai-ha' refers to the Insai branch of the Heki school of archery.
-
Massey-Harris designation for Hi-arch axle.
-
Heavy Armor.
-
Health Advisory Source: US EPA.
-
Hectares. humanitarian assistance.
-
Health Authority.
-
Humanitarian Assistnace.
-
Home Agent One of three nodes in a cdma2000 Packet Core Network.
-
Hawaiian Air Lines.
-
Human Anatomy.
-
Hah! (expression of surprise, joy, puzzlement, suspicion, triumph, etc.)
-
Ha, vay, ya
-
Ha!, vay!, ya!
-
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
Örnek:
İş bittikten sonra denize karşı sigara içilir. S. F. Abasıyanık
-
Bir değer yaratan emek.
-
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
-
Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü.
-
Kamu yararına yapılan işler.
-
Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
-
İş yeri
-
Bir mal veya hizmet üretmek için harcanan emek.
-
Tarım, sanayi ve hizmetler gibi çeşitli iktisadi alanlarda yürütülen etkinlikler.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek.
-
Birinden istenen hizmet veya ona verilen görev.
-
Bir kuvvetin etki noktasını devindirmesi. İş, kuvvetin yol boyunca birleşeni ile alınan yolun çarpımına ya da 'kuvvet yönleci ile yol yönlecinin sayıl çarpımına eşittir.
-
Job. working. occupational. regulation. biz. work. things to do. job. occupation. profession. business. trade. concern. affair. function. piece of work. works. working. activity. appointment. assignment. ball game. billet. calling. cause. commerce. d.
-
Act. action. affair. appointment. assignment. berth. business. commission. concern. deal. dealing. dealings. deed. duty. employment. field. function. handiwork. job. labour. matter. occupation. occupational. office. operation. position. post. profession. pursuit. service. show. situation. task. trade. transaction. undertaking. work. working. workpiece.
-
Act. business. work. job. action. affair. commerce. employment. matter. occupation. profession. service. task. trade. duty. mission. the chief problem. something worth doing. agency. term. avocation. billet. biz. boom. breeze. commercial operation. commis.
-
profession.
-
job
-
work.
-
Business, activity.
-
work
-
Arbeit
-
travail
nesne(nedir ne demek)
-
Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi, maddesi olan her türlü cansız varlık, şey, obje
Örnek:
Ağzımıza koyduğumuz şey değil, tadını tuzunu bildiğimiz nesne değil. S. M. Alus
-
Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç.
-
Öznenin dışında kalan her konu, obje
Örnek:
Her nesne ve olaya alaycı bir gözle bakmak ilkesinden yola çıkar bu görüş. S. Birsel
-
(Derleme., belirtilinesne, -i'li tümleç, -i'linesne) Geçişli eylemi tümleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç: Ali bir kitap almış; Öğrenci para bulmuş, sahibine vermiş; Öğretmen ders anlatıyor; Meseleyi çözmeden gitmeyin; Çocuklar annelerinin evde bulunmayışını fırsat bilirler; Ali evi sattı, bahçeyi bıraktı; Bazı insanlar okumayı sever, yazmayı sevmez; Kar bütün limanı sarmıştı vb.
-
İnsanın dışında kalan, görülebilen, dokunulabilen, bir ağırlığı ve kütlesi olan her türlü özdeksel varlık.
-
(Lat. objectum = karşıda bulunan, karşıya konan) : 1- (Genellikle) Karşımızda bulunan şey. 2- Öznenin bağlılaşık kavramı olarak, özne ediminin, bilincin kendisine yöneldiği şey: a. Kendisine yönelinen, düşünülen, tasarlanannesne, kendisine yönelen bir edim olmadan var olmayan şey; bilinçte, düşünmenesnesi (konu) olarak düşünme olayının karşısında bulunan şey; düşüncel (ideal)nesne. b. Özne ediminden, bilinçten, bağımsız olan gerçek (real)nesne; gerçeklik olarak, dışdünyanın bir parçası olarak bilincin karşısında duran şey.
-
Article. object. objective. objective case.
-
Body. object. stuff. thing. thingamajig. anything şey. obje. object obje. direct object. anything.
-
Object. thing. article. charm. chose.
-
object
-
Determined direct object
-
Gegenstand
-
objet
-
Complément direct déterminé, object
-
objectum
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|