|
arına dokunmak
-
Utanç duymak.
-
Utanç duymak: Hele meydanı hasımlarına bırakmak arıma dokunuyor. -R. H. Karay.
-
Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak, değmek, el sürmek, temas etmek
Örnek:
Bir elektrik zilinin düğmesine dokunduk. A. Haşim
-
Karıştırmak.
-
Almak, kullanmak, el sürmek
Örnek:
Buğdaydan, bulgurdan ne varsa kimse dokunmuyor, daha zor günlere saklıyordu. N. Araz
-
Sağlığını bozmak.
-
İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek, koymak, batmak
Örnek:
Hiçbir gözyaşının bana onunkiler kadar dokunduğunu hatırlamıyorum. R. N. Güntekin
-
İlişkin, ilgili olmak, değinmek.
-
Hafifçe değmek.
-
Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak
Örnek:
Erkekte pudra sinirime dokunuyor diyorum, anlamıyorsun. P. Safa
-
Dokuma işi yapılmak.
-
Touch. contact. feel. handle. tip. affect. disagree. be intolerant of. clap. kiss.
-
Affect. disagree. meet. rasp. touch. to touch. to move. to affect. to upset. to harm. to get on. to jar. to concern. to be woven.
-
Touch. to touch. to contact. to make contact with. to touch with one's hand. to disturb. to upset. to affect adversely. to affect. to move one. to touch on. to deal with. to relate. to tap. to feel. to strike. to hit. to harm. handle. interfere.
-
Utanmak: Bundan utanç duyuyor, utanılacak pek az şey yapan birisi olarak da gerginleşiyordu. -T. Buğra.
-
Feel shame at
-
Utanma duygusu, hicap
Örnek:
O zaman, tuhaf bir utanca düşüp şaşırır, başımı önüme eğerdim. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Shame. disgrace. deception. opprobrium. shock.
-
Guilt. shame. modesty. bashfulness. embarrassment.
-
Shame. bashful.
duymak(nedir ne demek)
-
Bilgi almak, öğrenmek, haber almak.
-
İşitmek, ses almak
Örnek:
Çamaşırcı Fatma kadın annemin duymayan kulaklarına yalvarıyor. Y. Z. Ortaç
-
Dokunma, koklama vb. duyularla algılamak, hissetmek
Örnek:
Yüzme denilen mucizeyi ancak beş altı sene sonra avuçlarımızın içinde duyabilecektik. B. R. Eyuboğlu
-
Nesnelere dokunmakla onların sıcaklık, soğukluk, sertlik, ağırlık, hareket vb. fizik durumlarından bilgi edinmek, hissetmek.
-
Bir ruh durumu içine girmek
Örnek:
Hakiki bedbahtlar, sefaletlerini birdenbire açığa vurmaktan utanç duyarlar. R. N. Güntekin
-
Sezmek, fark etmek, hissetmek
Örnek:
Güzel olmasın, fakat ruhu olsun, bir şey duysun. H. C. Yalçın
-
Hear. come to know. feel.
-
Catch. feel. hear. to hear. to hear about. to hear of. to feel. to sense. to be aware of.
-
To hear. to feel. to sense. to perceive. to experience. to have the sensation of. to get wind of sth.
-
owe
-
bear
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|