|
amele taburu
-
Genellikle yol yapım işlerinde görevli amelelerden oluşan birlik
Örnek:
Sıcak ve tozlu dağlarda yol yapan amele taburuna nakledildi. H. E. Adıvar
-
Gündelikle çalışan işçi, emekçi
Örnek:
Tuğla harmanındaki ameleler etrafı aradılar. S. F. Abasıyanık
-
Bk. işçi
-
işçi.
-
Workman. worker. laborer. labourer. coolie. hobo. hodman. peon.
-
Worker. workman. labourer.
-
Worker. hand. manual worker.
-
Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kimse
Örnek:
Gazetelere daha ziyade biz işçiler sahiptik. H. C. Yalçın
-
Toplu olarak yaşayan böceklerde üreme yeteneğinde olmayan, topluluğun işlerini gören dişi veya erkek.
-
Üretim sürecine bir bedel karşılığında emeğiyle katılan kişi.
-
Sosyete yapan böceklerde üreme yeteneğinde olmayan ve sosyetenin işlerini yapan dişi ve erkek bireyler.
-
Worker. workman. laborer. labourer. employee. workingman. man. oar. prole. proletarian. soldier.
-
Employee. hand. labour. labourer. proletarian. worker. workman.
-
Blue-Collar worker. workman. establishment committee. employee. foreman. hand. prole. wage earner. working man.
-
worker
-
Worker, labourer
-
ouvrière
-
Dört bölükten kurulan, bir binbaşının komutasındaki asker birliği
Örnek:
Gönderilecek askerin sekiz tabur olmasında büyük isabet vardır. S. Birsel
-
Küme, yığın, grup.
-
Battalion. troop. line. row. file.
-
Battalion. line. row. file. troop.
-
Genel olarak, büyük bir çoğunlukla, çoğu kez, çoğunlukla, çoklukla, ekseri, ekseriya, ekseriyetle, umumiyetle.
-
Generally. usually. normally. in general. on the whole. largely. at large. as a general rule. as a rule. by and large. exoterically. for the most part. ordinarily.
-
Commonly. generally. ordinarily. usually. in general. mostly. as a rule. more often than not umumiyetle.
-
Usually. in general. persuasive advertising. by and large. authorized capital. generally. generally speaking. mostly. normally. ordinarily. for the most part. passenger service agent. principally. quick fix. widely.
yol(nedir ne demek)
-
Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik.
-
Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer
Örnek:
Bahçeleri bahçelere toprak yollar bağlardı. Ç. Altan
-
Genellikle yerleşim alanlarını bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi
Örnek:
Yolda oynayan çocuklara ne olduğunu sordu. Ö. Seyfettin
-
İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer.
-
Gidiş çabukluğu, hız.
-
Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi
-
Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik.
-
Yolculuk.
-
İnsanların, bir yerden başka bir yere gitmek üzere üzerinden ya da içinden geçtikleri, yerleşim yerlerinin gelişme doğrultusunu yakından etkileyen ve düzentasarlarda önemli bir öge oluşturan yerler.
-
İtinerary. road. angle. approach. avenue. channel. cutting. expedient. gateway. handle. itinerary. journey. meatus. outlet. path. road. route. tack. thoroughfare. trail. via. walk. way. weigh. wise.
-
Access. artery. course. dodge. expedient. lane. line. manner. means. method. mode. order. path. process. recipe. road. route. rule. streak. tack. way. ways. street. stripe. passage. system.
-
Bus. path. way. access. alley. course. form. frontager. line. means. measure. method. order. outlet. process. proprieties. road. rule. sort. streak. street. stripe. system. tack. thoroughfare. tracing. track. walk.
-
Way, road
-
Chemin, voie
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|