|
altıgenli sık doldurma
-
Kürelerin yan yana, birbirlerine en yakın olacak biçimde yığılmasıyla oluşan kırılca yapılarından biri.
-
Hexagonal dosest packing
-
Hexagonal arrangement compact
-
Altı kenarlı çokgen, müseddes.
-
Bu biçimde olan.
-
Hexagon.
-
Hexagon. hexagonal.
-
Benzerleri veya parçaları arasında çok az aralık bulunan, seyrek karşıtı.
-
Çok bulunan, çok rastlanan.
-
Kısa zaman aralıklarıyla, az aralıklarla.
-
Aralıksız olarak, aralarında az aralık bırakarak.
-
Dense. close. thick. often. frequent. thickly.
-
Compact. continual. serried. thick. close together. dense. frequently. frequent. tight. closely.
-
Dense. thick. placed or spaced close together. close.
doldurma (nedir)
-
Gereksiz söz ve benzetmelerle dolu anlatım.
-
Yükleme.
-
Doldurmak işi
-
Özdeciklerin, boy ile biçimlerine göre bir oylumu kaplayıp dizilmeleri.
-
Akımsaklara elektrik akımı yükleme, biriktirme işlemi.
-
Filling. backfilling. charge.
-
Fill. filling. stuffing. loading. charging. packing. feeding.
-
Packing
-
Charge
-
Beladen
-
Joint, emballage
-
Charge
-
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
Örnek:
Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı. M. Ş. Esendal
-
Sağ ve solun ortak adı, yön, taraf, cihet
Örnek:
Yaşlı garson yanımıza geldi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Yer.
-
Üst.
-
Birlikte, beraberinde olma
Örnek:
Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler. N. Cumalı
-
Bedenin bir bölümü.
-
Üstte, altta, arkada veya önde olmayan.
-
İkinci derece olan.
-
(Kuramsal istatistik) (…) evrendeğerinin (…) kestiricisi için, (…) çıkarımı. Bu çıkarım artı, eksi ya da sıfır olabilir; sıfır ise, kestiriciyansızdır, ay. bak,yansız kestirici.
-
Ancillary. aslant. asquint. awry. collateral. flanking. lateral. parietal. side. sidelong. sideward. subordinate. awry. sidelong. flank. side. by-. bye-.
-
Ancillary. cockeyed. flank. lateral. part. side. sidelong. sideways. skew. place. vicinity. direction. auxiliary. subsidiary. askew.
-
Side. flank. neighbourhood. vicinity. diggings. behalf. edge. hand. sideways. sub. way.
-
Bias
-
Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı.
-
Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan.
-
Aralarında sıkı ilgi bulunan.
-
Benzeyen, andıran, yaklaşan
Örnek:
Beş dönüme yakın bahçesi bir ormanı andırırdı. Ö. Seyfettin
-
Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan
Örnek:
Elli yaşında adam, ellisine yakın kadın... S. F. Abasıyanık
-
Uzak olmayan yer.
-
Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba
Örnek:
Türkçe konuştuğu için bana kendi yakınlarımızdan biri hissini veren yaşlı garson yanımıza geldi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Bk. kesinlik
-
Bk. sağlam bilgi
-
Thick
-
Adjacent. akin. akin to. approximate. close. close-rage. connate. connected. contiguous. convenient. familiar. handy. immediate. imminent. inseparable. intimate. near. not far. pending. proximate. within reach. by. close. close to. at hand. hard. har.
-
Akin. analogous. bosom. convenient. handy. imminent. near. parallel. pleasant.
-
Nearby. near to. close to. close-by. who is close to sb. very similar to. akin. close. round the corner. handy. hot. immediate. imminent. locally. near. neighbouring. nigh.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|