|
alım çalım
-
Gösteriş, çekici hareket.
-
Alma işi.
-
Kurum, çalım, gurur.
-
Çekicilik
Örnek:
O ne eda, o ne alım, o ne çalım. H. R. Gürpınar
-
Mal ve hizmetlerin ya da üretim faktörlerinin para karşılığında satın alınması.
-
Bir elektrik çevriminin celisinin (dalga direncinin) tersi
-
İştirâ. ~ hakkı: iştirâ hakkı.
-
Purchase.
-
Charm. glamour. purchase. buying. glamor. capacity. volume. intake.
-
Taking. buying. purchase. attractiveness.
-
Purchase
-
Admittance
-
Admittance, Scheinleitwert
-
Admittance
-
Gösteriş, karşıdakini etkilemek amacıyla yapılan davranış, kurum, caka
Örnek:
Bundan ötürü de hâllerinde görgüsüzce bir çalım, budalaca bir durum sezilir. H. Taner
-
Kılıcın keskin yanı.
-
Menzil, erim.
-
Biraz benzeme, andırma.
-
Geminin su kesiminden aşağı bölümünün baş ve kıç bodoslamasına doğru darlaşması.
-
Bir oyuncunun topu elinden veya ayağından kaçırmadan karşısındaki oyuncuları kıvrak hareketlerle geçmesi.
-
Bir oyuncunun topu ayağından kaçırmadan karşısındaki oyuncuları kıvrak devinimlerle aldatıp geçmesi. (Toplu ya da topsuz olarak yapılır.)
-
Swagger. air. pass. side. feint. trick. ostentation. strut. strutting. swank. airs.
-
Ostentation. swagger. strut. swank. dash. dribble. rake. ribband line.
-
Affected dignity. swagger. adroit movements designed to foil one's opponents.
-
Dribble
-
Gösterme işi veya biçimi.
-
Başkalarını aldatmak, şaşırtmak, korkutmak veya kendini beğendirmek için birinin yaptığı yapay davranış, çalım, kurum
Örnek:
Eski hayat baştan başa bir nümayiş ve gösteriş hayatı idi. A. Haşim
-
Göze çarpıcı nitelik, göz alıcılık.
-
Görkem.
-
Put-On. show-off. ostentation. pomposity. show. display. showing-off. showiness. affectation. array. blazon. blazonry. dash. flashiness. flourish. frill. furbelows. gaiety. glitter. glossiness. panache. parade. pretension. pride. shew. splendidness.
-
Affectation. airs. flourish. ostentation. panache. parade. pretension. show. splash.
-
Display. ostentation. show. showing. vanity. demonstrating. showing off. imposing appearance. striking appearance. pomp. show-up. presentation. indication. challenge. magnificence. splendure. reading. manifestation. exposition. prospection. parade. moonsh.
-
Çekme işini yapan.
-
Alımlı
Örnek:
Necdet için bu öbüründen daha çekici değildi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Kaza veya arıza yapan aracı belli bir yere götürmek için kullanılan taşıt.
-
Tanecikleri birbirine yaklaştıran kuvvete ilişkin.
-
Attractive. tractive. alluring. appealing. magnetic. bewitching. catchy. catching. charming. witching. seductive. sexy. juicy. inviting. comely. captivating. charismatic. darling. desirable. endearing. engaging. engrossing. enthralling. fascinating.
-
Adorable. appealing. attractive. charming. comely. devastating. engaging. exotic. fair. glamorous. goody. graceful. inviting. likable. magnetic. nifty. personable. prepossessing. pretty. quaint. riveting. taking. winning. winsome. eye-catching. alluring. seductive. desirable.
-
Tractor. attractive. dragging. towing vehicle. towtruck.
-
Attractive
-
Attirant
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|