|
aktif taşıma
-
Bir maddenin hücre zarından enerji harcanarak hücre içine veya dışına taşınması.
-
Yarı geçirgen bir zarda maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama enerji harcayarak geçmesi olayıdır.
-
Konsantrasyon farkına karşı maddelerin metabolik enerji kullanılarak zardan taşınması. Bazı maddeler hücre içine ve dışına veya organellere hiç enerji ve aracıya ihtiyaç duymadan taşınırlar. Bazı maddeler ise permeaz adı verilen proteinler (pürin permeaz, pirimidin permeaz gibi) aracılığı ile taşınırlar. Aktif transport.
-
Active transport
-
Transport actif
-
Activus: faal
-
Etkin, canlı, hareketli, çalışkan, faal.
-
Etkili, etken.
-
Etken.
-
Bir ticarethanenin, ortaklığın para ile değerlendirilebilen mal ve haklarının tümü.
-
Bilânçonun alacaklı yanı.
-
Gerçek veya tüzel bir kişinin sahip olduğu maddi değer taşıyan mal ya da gayri maddi haklar. krş. sabit varlıklar, cari varlıklar, reel varlıklar, mali varlık, vadeye göre varlıklar
-
Bk. etkin
-
Active. real. assets.
-
Active. dynamic. assets.
-
Asset. assets. property.
-
Asset
-
Hareketli, işleyen, çalışan, etkili, faal, aktif.
-
Fiilde bulunan, etkinlik gösteren, edilgin karşıtı.
-
Kimyasal tepkimelere katılma yatkınlığı gösteren (molekül, atom).
-
Tepkileşimlerdeetkinliği önde gelen.
-
1- Eylemde bulunan. 2- Etki yapan. Karşıtı bk. edilgin
-
Active. effective. forceful. operative. prepotent. ascendant. ascendent. effectual. hard-core. real.
-
Forceful. operative. active. effective aktif.
-
Active. effective.
-
Active
-
Aktiv, wirksam
-
Actif
-
Taşımak işi.
-
Kara, deniz ve havayolu ile her türlü mal, hayvan ve insanın bir yerden başka bir yere götürülmesi.
-
Carrying. carriage. transportation. transport. shipping. conduction. conveyance. freight. haulage. portage. removal. traction. transfer.
-
Bearing. carriage. conduction. freight. haulage. portage. shipping. take. transit. transmission. transport. transportation.
-
To carry. to transport from one place to another. to bear. to support. bearing. carriage. carrying. conveyance. conveying. exchange order. haulage. hauling. hotel package. tote. transmission. uninsured working expenses.
-
Transportation
-
Duyularla algılanabilen, bölünebilen, ağırlığı olan nesne, özdek
Örnek:
Bütün uyuşturucu maddeler gibi, vazgeçemeyeceği kadar bağlanarak yalana alışır. N. Cumalı
-
Bir şeyi oluşturan öge.
-
Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm
Örnek:
Kanun tatbikatında merhamet bilmez. Suçları maddeleriyle ölçer. Hükmünü verir, çarpar. H. R. Gürpınar
-
Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri
Örnek:
Bir uzmanla buluşacağı zaman ansiklopediyi açar, o konuyla ilgili maddeyi okur. S. Birsel
-
İleri sürülen sorun.
-
Para, mal vb. ile ilgili şey.
-
Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım.
-
Bk. özdek
-
Bk. sınar
-
Bir testte yer alan soru ya da alıştırmalardan her birine verilen ad.
-
Material. matter. stuff. item. substance. article. clause. entry.
-
Article. body. clause. lubricant. material. matter. object. provision. stuff. substance. entry. paragraph. subject.
-
Article. clause. item. matter. question. substance. theme. material. component. ingredient. entry. section. topic. provision. stipulation. commodities. element. head. stuff. thing. timber.
-
İtem
-
Proviso
-
İnce bir zar içindeki protoplazma ve çekirdekten oluşmuş, bir organizmanın yapı ve görev bakımlarından en küçük birliği, göze.
-
Küçük oda
Örnek:
Üzerine ot bir yatakla bir battaniye atılmış, demir bir somyadan başka içinde bir şey olmayan çıplak bir hücrede bulunduğunu anladı. A. İlhan
-
Tutukluların veya hükümlülerin yalnız olarak kapatıldıkları küçük oda
Örnek:
Sonunda hücresine götürdüler de boylu boyunca uzanabildi. S. F. Abasıyanık
-
Siyasi bir inançla gizli olarak çalışan bir örgütün genellikle aynı yerde çalışanlarının oluşturduğu topluluk.
-
Genellikle gözle görülemeyecek kadar küçük, yarı geçirgen bir zar ile çevrili sitoplâzma kitlesinden oluşan, sitoplâzma içinde çeşitli hayalî olayları yürüten çekirdek, endoplâzmik retikulum, mitokondri, sentriol, lizozom, ribozom, gibi organeller ile mikrofilâmentler, mikrotüpçükler vb. yapılar bulunan, genetik materyali ya bir zar ile çevrili (ökaryot) ya da sitoplâzma içinde zarsız olarak yer alan (prokaryot) bir organizmanın yapı ve görev bakımından en küçük birliği.
-
Bk. odacık
-
Cellular. cell. cubicle. cabin. hole.
-
Cell. cell göze. alcove. niche. room. chamber.
-
Cell. room. chamber. alcove. niche. closet. cooler. cubby hole. cubicle.
-
Cell
-
Cellule
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|