|
akarsu kıyısı
-
Akarsu yüzü ile yatak yanlarının dokunum çizgisi.
-
Bank
-
Berge
-
Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su.
-
Tek sıra elmastan gerdanlık.
-
Kesintisi olmayan, aralıksız.
-
En yüksek dereden, anaırmağa değin belirli bir yatak içinde ve eğim boyunca sürekli ya da dönemli olarak akan sular.
-
Yeryüzünde ve yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su.
-
Tek sıra elmastan veya inciden gerdanlık.
-
Mec. Kesintisi olmayan, aralıksız.
-
Güler yüzlü, güleç.
-
Stream. tributary. river.
-
River. stream. diamond necklace. running water. watercourse.
-
Running water
-
Eau couran
-
Kiraya verilerek gelir getiren ev, dükkân, tarla, bağ vb. mülk, akaret.
-
Kiraya verilerek gelir getiren taşınmaz mal.
-
Bk. kene
-
Bk. gelirli taşınmaz mal
-
Running. landed property. real estate. real property.
-
Running. flowing. liquid. real estate.
-
Real estate
-
Koyun, köpek, at vb. hayvanların veya insanların derisinde asalak olarak yaşayan, bulaşıcı hastalıklara sebep olan böceklerin genel adı, sakırga.
-
Eklem bacaklı hayvanlardan, örümceğimsiler (Arachnoidea) sınıfının,keneler (Acarina) takımından, erginleri koyun, köpek vb. üzerinde, kan emerek asalak yaşayan, 4 mm. kadar boyda olan dişisi kan emdikten sonra 12 mm. kadar şişebilen, gözleri bulunmayan bir tür. Akar.
-
İnsan ve hayvanlara saldırarak, kan emici, ağılayıcı, sokup sömürücü özelliklerinden başka, çeşitli hastalıklar bulaştırmasıyle de suçlu görülen örümceğimsi eklembacaklıların genel adı; sakırga, kırışak, yavsı.
-
Acarina alt takımı. Ixodida takımında Ixodoidea üst ailesinde bulunan, yumuşak (Argasidae) ve sert (İxodidae) keneler olmak üzere
-
Tick. wood tick. acarid. hawk moth.
-
Mite. tick. acarid.
-
Blood sucking insect like tick. mite.
-
Tick
-
Zecke
-
Tique
-
Ixodes ricinus
-
Kara ile suyun birleştiği yer
Örnek:
Kandilli akıntısını geçiyoruz. İşte Küçüksu kasrı, kıyıda bembeyaz gülüyor. Y. Z. Ortaç
-
Kenar, uç
-
Sahil
-
Issız, tenha yer.
-
Karanın deniz boyunca uzanan bölümü.
-
Kuşak izgesi gibi bir girişim ya da kırınım kuşağı çizgi dizgesinin sınır dalga boyu.
-
İnshore. side. edge. coast. sea coast. shore. bank. brink. littoral. strand. waterside.
-
Beach. coast. coastline. seaboard. seafront. shore. strand.
-
Shore. coast. bank. edge. side. outskirts. beach. brink. coastal. sea front. seaboard. seaside. strand. waterside.
-
Coast
-
Edge
-
Kante
-
Côte
-
Arête
-
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı.
-
Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı.
-
On kere on, doksan dokuzdan bir artık.
-
Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz
-
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat
Örnek:
Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor. S. F. Abasıyanık
-
Kesici araçlarda keskin kenar.
-
Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü.
-
Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf.
-
Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş.
-
Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret.
-
Nedeniyle, sebebiyle
Örnek:
Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde. Y. Z. Ortaç
-
Yüzey, satıh.
-
(Mimarlık) Bir yapının dışa bakan düşeyyüzeylerinin tümü. Örn. önyüz, yanyüz, arkayüz gibi.
-
Facial. hundred. obverse. cast of features. countenance. dial. face. front. frontispiece. hundred. kisser. mien. obverse. phiz. physiognomy. puss. snoot. visage. hecto-.
-
Face. front. hundred. puss. side. visage. mug. façade. obverse. surface. impudence. cheek. facial. obverse. reverse. yüz the right side.
-
Aspect. countenance. face. favour. lug. mug. mush. pan. surface.
-
Facade, front
-
Façade
yatak(nedir ne demek)
-
Uyuma, dinlenme vb. amaçlarla üzerine veya içine yatılan eşya, döşek
Örnek:
Sabahleyin onu aynı güzellikte bulacağım ümidiyle yatağımdan fırladım. R. H. Karay
-
Yün, pamuk, kuş tüyü vb. maddelere kılıf geçirerek yapılan şilte.
-
Üzerine şilte konulan karyola, somya, kerevet vb.
-
Irmak, çay, dere vb.nin, içinde aktıkları yer, akak, mecra.
-
Katmanlaşmış herhangi bir madde yığını.
-
Bir şeyin çok bulunduğu yer.
-
Maden veya fosil ocaklarında birbirini izleyen iki maden, taş veya kömür tabakası arasında uzanan damar.
-
Çanak biçimindeki bir havzada veya buna benzer bir oluşumda toplanmış petrol birikintisi.
-
Filmin alıcı ve göstericide pencere önünden düzgün geçmesini sağlamak için yapılmış, film enine uygun dar geçit.
-
Bağıl devinimli iki parça arasında sürtünmeyi ve aşınmayı azaltmaya yarayan örgen.
-
Bed. berth. den. doss. flop. haunt. hotbed. kip. mattress. recess. sack. bearings.
-
Bed. bedding. berth. bunk. den. sack. couch. lair. anchorage. riverbed. stratum. ore bed. deposit. bearing. den. mattress. bearing.
-
Bedstead. course. channel. seam. vein. lode. placer. den. lair. bearing. receiver of stolen goods. bearing lining. bush. bushing. dump. friction / journal / guide / sliding / thrust bearing. plateau. bank.
-
Bearing
-
Bildkanal, Filmkanal
-
Lager
-
Couloir
-
Palier
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|