|
akan sular durmak
-
İtiraza, söyleyecek söze yer kalmamak.
-
İtiraz edememek, söyleyecek sözü kalmamak: Böyle duru bir mantık karşısında akan sular duruyordu. -A. Kulin.
-
Bir yerden bir yere doğru akan, giden.
-
Çeşme, pınar.
-
[Akan] [Akan] adj. flowing, running, runny, effusive
-
Yaşam kaynağı.
Örnek:
Dere suyu tekmil çamur. Halk kuyu suyu içmek mecburiyetinde... R. N. Güntekin
-
Bu sıvıdan oluşan kitle, deniz, akarsu
-
Meyve, sebze vb.nin sıkılmasıyla elde edilen sıvı.
-
Bazı kokulu yaprak veya çiçekler imbikten çekilerek elde edilen kokulu sıvı.
-
Yemeğin sulu bölümü
Örnek:
Belki de iki bardak turşu suyu içecek. S. F. Abasıyanık
-
Hidrojenle oksijenden oluşan, oda sıcaklığında sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde, ab.
-
Demir araçları ateşte kızdırdıktan sonra, suya daldırılarak sağlanılan sertlik.
-
Sutaşı.
-
Bkz. çay.
-
Sağ, salim.
-
Canlıların yaşamında önemli bir yeri olan rengi, tadı, kokusu olmayan sıvı.
-
Water. aquatic. aqueous. water. aqua. juice. bourne. bourn. hydric oxide. adam's ale. hydro-.
-
Water. aquatic. aqueous. aqua. juice. bourne. bourn. hydric oxide. adam's ale. hydro-. head. impervious.
-
Water. public utilities. public utility services. utility stock. tons deadweight. adam's wine.
-
Sites in the ex-Soviet Union. switch user.
-
Status uncertain, often because of low search effort or cryptic nature of the element.
-
The 3-dimensional Lie group of 2 x 2 unitary matrices; the most common Lie group in mathematics and physics after the circle. the building letter code for the Surge Research Building, 90 Medical Center Way, San Francisco. A UNIX utility for temporarily switching users during a session Requires a password.
-
Special Unitary group of n x n matrices. Companies in the economic censuses in which the establishment and the company are one and the same See also MU.
-
Service User The end user at the customer premises.
-
Abbreviated form of Skinner Union, supplier of carburettors on six-cylinder Land-Rovers.
-
Signals Unit.
-
Subscriber Unit. abbr Signaling Unit.
-
Ffel Stafford Unsubsidized.
-
A command that substitutes another user's login for that of the user who invoked the command, logging in the invoking user under the substituted login The invoking user must know the login password for the user whose login is being substituted If no other user's login is specified, the command substitutes the root login.
-
Service Unit.
-
Bu ağaççığın özel işlemlerle kurutulan yaprağı.
-
Bu yaprağın demlenmesiyle elde edilen güzel kokulu ve sarımtırak kırmızı renkli içecek
Örnek:
O esnada bana sadece bir büyük bardak çay getirdiler. R. N. Güntekin
-
Çeşitli bitkilerin yaprak veya çiçeklerinin demlenmesiyle elde edilen bir tür içecek.
-
Konukların içecek ve börek, pasta vb. yiyeceklerle ağırlandığı toplantı
Örnek:
Sana bir şey söyleyeyim mi, artık çay davetlerinden bıktım. P. Safa
-
Müzikli toplantı
Örnek:
Gittiği zengin arkadaşlarının çayından allak bullak gelir. H. Taner
-
Dereden büyük, ırmaktan küçük akarsu
Örnek:
Deli bir çayın kıyısındaki yalçın bir kaya gibidir. T. Buğra
-
Çaygillerden, nemli iklimlerde yetişen bir ağaççık (Thea chinensis).
-
Çaygiller (Theaceae) familyasından, çiçekleri er dişi, nadiren tek eşeyli, kapsül tipi meyveleri olan, genç yaprakları toplanıp özel metotlarla kurutularak içecek olarak kullanılan, ülkemizin Doğu Karadeniz bölgesinde kültürü yapılan, asıl vatanı Çin ve Japonya olan, her dem yeşil, ağaççık ya da çalı formundaki bitkiler.
-
Yapraklarında % 2-4 arasında kafein, az miktarda teofilin ve teobromin, % 10-20 arasında tanen, % 1-1. 5 uçucu yağ içeren, hekimlikte enfüzyon biçiminde uyarıcı, idrar söktürücü ve sürgün önleyici olarak kullanılan çaygiller familyasından bir bitki.Lat.: Camellia sinensis
-
Tea. tea party. brook. rivulet. stream. streamlet. run. runlet. beck. bourn. bourne. branch. burn. creek. rill. runnel. watercourse.
-
Brook. creek. stream. tea.
-
Brook. stream. tea. tea party. rivulent.
-
Küçük alçak ada
-
Hareketsiz durumda olmak
Örnek:
Motorlu su taşıtlarından biri de, kanal rıhtımının tam bizim önümüze düşen bir noktasında demir atmış duruyordu. Y. K. Karaosmanoğlu
-
İşlemez olmak, çalışmamak
Örnek:
Bileğimdeki saat durmuş. A. Gündüz
-
Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek, tevakkuf etmek
Örnek:
Yolda nerede çeşme gördümse durdum, elimi yüzümü yıkadım, su içtim. N. Cumalı
-
Dinmek, kesilmek.
-
Varlığını sürdürmek.
-
Var olmak.
-
Beklemek, dikilmek
Örnek:
Oturacak değil, ayakta duracak yer yok. R. N. Güntekin
-
Yaşamak.
-
Stop. cease. stand. hold. hold on. remain. come to a stop. be. endure. discontinue. draw up. halt. come to a halt. harp. intermit. keep. let up. linger. pull in. pull up. draw rein. rest. stay.
-
Cease. discontinue. halt. lie. rest. stall. stand. stay. stop. to stop. to cease. to halt. to remain. to stay. to suit. to go. to look. to wait. to come to rest. to stop off. to pull up. to draw up. to pack up. to cut out. to stall.
-
Halt. stop. to stop. to last. to continue to exist. to endure. to stand without doing anything. to be / to remain (at a place. to suit. to go. to appear. to look. to lie. to rest. to wait. to repose. to pose. to pause. to pitch. to intercept. to stall. ce.
-
Pack up, stall
-
Run down
-
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân
Örnek:
İzinsiz bir yere gitmek ne haddime? M. Ş. Esendal
-
Gezinilen, ayakla basılan taban
Örnek:
Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu. H. Taner
-
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle
-
Durum, konum, vaziyet.
-
Ülke, bölge.
-
Görev, makam
Örnek:
Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz? M. Ş. Esendal
-
Önem.
-
Yerküre.
-
Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay.
-
Location
-
Terraneous. earth. premises. footing. whereabouts. glebe. ground. locale. locality. location. locus. mother earth. place. position. post. quarter. room. seat. site. situation. situs. slot. space. spot. stand. standing. station. stead. terrain. ubiety.
-
Ground. earth. landmark. locality. location. place. point. position. room. seat. site. situation. space. spot. stand. station. stead.
-
Location. floor space. ground. land. lieu. locale. locality. locus. place. room. seat. slot. spot. spot of land. station. stead. terrain. way. world.
-
Aufnahmegelande, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standort, Motiv, Originalmotiv
-
Heu
-
Önce, evvel (Eski Kullanım)
itiraz(nedir ne demek)
-
Bir düşünce veya kararı benimsemeyerek karşı çıkma
Örnek:
Oyuncuların itirazına rağmen bir üçüncü olarak katılıyordu. S. F. Abasıyanık
-
Söylenecek söz, karşı söyleme
Örnek:
Onun verdiği emre itirazı hiçbirimiz aklımızdan geçirmiyoruz. R. N. Güntekin
-
Bk. direni
-
Bk. karşıtgörüşlülük
-
Karşıtlık. ~ muhâkeme usulü: karşıtlık yargılayışı, karşıtlık yargılama süreci.
-
Bk. karşıtlama
-
Bk. karşıdurma
-
Objection. protest. disapproval. but. cavil. challenge. contest. contradiction. demur. deprecation. expostulation. outcry. protestation. remonstrance.
-
Objection. opposition. plea. protest. protestation. remonstrance. disapproval.
-
Appeal. objection. protest. disapproval. act of protest. demur. denial. deprecation. disclaimer. exception. fuss. incidental plea. negative averment. special plea. profession. protestation. questioning. reclamation.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|