|
akış çalışması
-
Bir oyunun seyirci önüne çıkarılmadan önceki son evresini kapsayan çalışma. Bu çalışmada oyun baştan sona hiç ara vermeden alınır. Oynayıştaki ya da uygulayımdaki kusurlar oyunu keserek değil, oyun sonunda yönetmen tarafından belirtilir.
-
Finishing rehearsals
-
Répétitions d'achèvement
-
Akma işi veya biçimi.
-
Geçip gitme, sürüp gitme.
-
Akın
Örnek:
Meğer o akış da Rumeli topraklarında son istila hareketimizmiş. Y. K. Beyatlı
-
Yerçekimi ve eğim etkisiyle suların yeryüzü ya da yeraltındaki devinimi.
-
Course. flow. run. pour. afflux. efflux. flight. flux. gliding. inflow. influx. passage. river. tenor. tide.
-
Course. flow. run. runoff. stream.
-
Flow. flowing. inflow. course. influx. running. run-off. stream. current. outflow. draught. discharge. gliding. run. tenor. tide.
-
Run off
-
écoulement
-
Bir yapı elemanının yük altında biçim değiştirmesi, az veya çok zorlanması.
-
Bünyesindeki suyun azalması veya çoğalması sonucu ağacın biçim ve boyutlarının değişmesi.
-
Bilimsel ve sanatsal amaçlı ürün.
-
Çalışmak işi, emek, say
-
Emekçinin düşünsel veya bedensel gücünü bir mal veya hizmet üretim sürecinde kullanması. krş. emek
-
Belirli bir düzenin belirli bir güçle işletilmesine dayanan araçlarda, bu düzenin devinime geçmesi.
-
Bünyesindeki suyun azalması ya da çoğalması sonucu ağacın biçim ve boyutlarının değişmesi.
-
Bk. çalışma
-
Drive, motion, movement
-
Working. work. study. job of work. labor. labour. working. action. practice. workout. exercise. training. gear. praxis. priming. running. starting.
-
Working. work. study. job of work. labor. labour. action. practice. workout. exercise. training. gear. praxis. priming. running. starting. employment. field. motion. operation.
-
Study. work. action. endeavour. labour. labouring. operation. performance. tempo. toil. try.
-
Training
-
Working, productive work
-
Antrieb
-
Arbeiten des Holzes
-
Marche
-
Oyuncuların ayaktopu oyununda gerekli olan kıvamı elde etmek ve korumak için gövdeleriyle ya da topla yaptıkları devinimler.
-
Bir olayı gören, izleyen kimse, izleyici.
-
İzlemek, eğlenmek için bakan kimse, izleyici
Örnek:
Seyircilerin şakalarına tahammül edemedim, tiyatrodan çıktım. H. Taner
-
Aynı yerde, bir oyunu başkalarıyla birlikte seyreden kişi.
-
Bk. izleyici
-
Audience. viewer. televiewer. spectator. onlooker. looker-on. bystander. beholder. public. televisor.
-
Bystander. onlooker. spectator. viewer. member of the audience.
-
Onlooker. spectator. viewer. kibitz. looker on. member of the audience.
-
Audience, spectator
-
Spectateur
-
Önce olan, evvelki, mukaddem, sabık.
-
Previous. former. the former. ex. prior. foregoing. antecedent. anterior. last. old. onetime. past. preceding. pristine. quondam. sometime. before. hereinabove. pre-. pro-. ex-. preceding.
-
Antecedent. anterior. back. early. foregoing. former. initial. old. preceding. previous. prior. ex.
-
Previous.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|