|
akıntı bilimi
-
Deniz akıntılarını inceleme konusu edinen bilim dalı.
-
Akma işi.
-
Havanın veya suyun herhangi bir yöne doğru yer değiştirmesi, akım, cereyan
Örnek:
Bataklıklardan kurtulduktan sonra, akıntıyı takip ederek bir köye giriyordum. Ö. Seyfettin
-
Eğiklik, eğim, meyil.
-
Çam türü ağaçlarda bulunan reçinenin eriyerek akması olayı.
-
Sıvı yapıştırıcıların ağaç yüzeylerine gereğinden çok sürülmesi ile oluşan durum.
-
Hastalık sebebiyle vücudun herhangi bir yerinden sulu madde akması
Örnek:
Ertesi sabah, sol kulağımda ağrı ile beraber akıntı başladı. R. N. Güntekin
-
1- Çam türü ağaçlarda bulunan reçinenin eriyerek akması olayı. 2- Sıvı yapıştırıcıların ağaç yüzeylerine gereğinden çok sürülmesiyle oluşan durum.
-
Bk. akıntı
-
Flow. current. flux. stream. afflux. chute. circulation. drift. effluence. effluent. issue. race.
-
Flow. stream. current. leak. flux.
-
Flow. current. leakage. stream. drift. tide. weathering. chute. efflux. race. running. seepage.
-
Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim
Örnek:
Benim sizden istediğim Türkçe yardım, bazı eski yazılı bilim ve tarih gibi ciddi eserleri bana okumanızdır. H. E. Adıvar
-
Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.
-
Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.
-
1-Evrenin bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi. 2- Türlü duygusal yaşantıların mantıkça bir örnek düşünce dizgesine uydurulması için gösterilen çabalara verilen ad.
-
Science. knowledge. learning. scholarship.
-
Science. learning.
-
Science. lore.
-
Science
-
Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi.
-
Bu su kütlesinin belirli bir parçası.
-
Aydaki düzlükler.
-
Geniş alan.
-
Sınırsız genişlik, çokluk, yoğunluk.
-
Yerkabuğunun çukur kesimlerini dolduran, bağlı olduğu anadenize göre daha az derin, karasal sahanlıkları daha yaygın ve karaların etkisine çokça açık tuzlu su alanları.
-
Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu, büyük su kütlesi.
-
Mec. Çok, bol.
-
Sea. naval. marine. maritime. nautical. sea. the waters. the wave. the waves. the deep. the blue. the briny. brine. drink. main. thalasso-.
-
Sea. naval. marine. maritime. nautical. the waters. the wave. the waves. the deep. the blue. the briny. brine. drink. main. thalasso-. waters.
-
Ocean. sea. beach operator. drink. fish pond. oggin. water.
-
Sea
-
Mer
-
İncelemek işi, tetkik.
-
Bir bilim veya sanat konusunu her yönüyle geniş biçimde açıklayan eser veya yazılı araştırma
Örnek:
İlk çalışmaları daha çok deneme ve inceleme türünde olmuş, bunları edebî hatıraları izlemiştir. A. Ş. Hisar
-
1- Ele alınan bir konu ya da olayın özelliklerini ve ayrıntılarını inceden inceye anlamaya çalışmak, ilgili yasa ve kuralları ortaya çıkarmak ve birtakım sonuçlar elde etmek için yapılan yöntemli çalışma. 2- Bu türden çalışmalar sonunda ortaya çıkan yapıt.
-
Observing. compendium. examination. study. research. survey. surveying. analysis. anatomy. checkover. checkup. dissection. inquisition. investigation. perusal. sifting.
-
Breakdown. check. observation. shakedown. study. survey. examination. investigation. exploration. research. scrutiny.
-
Examination. investigation. analysis. canvass. dissertation. inspection. memoir. observation. scrutiny. sifting. study. thesis. verification. vetting.
-
Study
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|