|
ahbap çavuş ilişkisi
-
Karşılıklı çıkarları gözeterek sıkı dostluk içinde olma.
-
Kendisiyle yakın ilişki kurulup sevilen, sayılan kimse
Örnek:
Ben yeni tanıdım ama, kızın eski ahbapları imişler! O. C. Kaygılı
-
Samimiyet, içtenlik bildiren bir seslenme sözü.
-
Beggar. buddy. chap. fellow. mate. pal. sod. friend. crony.
-
Friend. companion. contact. mush. saccharine.
-
Osmanlı devleti teşkilatında çeşitli hizmetler yapan görevli.
-
Osmanlı ordusunda üst komutanların buyruklarını ast komutanlara ulaştıran görevli.
-
Bir işin veya işçilerin başında bulunan ve onları yöneten sorumlu kimse
Örnek:
O döver, ne olacak babası belediye çavuşu imiş. P. Safa
-
Onbaşıdan sonra gelen ve görevi manga komutanlığı olan erbaş
Örnek:
Kadanaların birinin üstünde bir topçu çavuşu oturuyor. R. H. Karay
-
Askerî okullarda sınıf başkanı
Örnek:
İki ay içinde üstünlüğünü tanıtarak sınıfının çavuşu olmuştur. F. R. Atay
-
1- Osmanlı devlet örgütlerinde türlü hizmetler yapan görevlilere verilen san. 2- Osmanlı ordusunda üst komutanların buyruklarını ast komutanlara ulaştıran görevli.
-
Sergeant. noncom. non-commissioned officer. noncommissioned officer.
-
Sergeant. guard.
-
Sergeant. head man.
-
İki şey arasında karşılıklı ilgi, bağ, münasebet, temas
Örnek:
Arkadaşlık ve dostluk şeklinde bile bir ilişki aramadığını kesinlikle anlatacaktı. H. E. Adıvar
-
Bağlantı, temas.
-
Değişkenler arasında aynı ya da ters yönde karşılıklı bir ilginin bulunması. Builişki, neden-sonuçilişkisi olabildiği gibi başka bir etkenin etkisi ile birlikte değişmeilişkisi de olabilir.
-
Relation. connection. connexion. involvement. contact. relationship. intercourse. sexual intercourse. affair. affaire. affinity. bond. commerce. copulation. corelate. correlate. correlation. daughter. dealing. dealings. gallantry. interrelation. it.
-
Bearing. connection. intercourse. relation. relationship. correlation.
-
Relation. association. communication. affair. bearing. bond. comparison. connection. contact. hookup. liking. relationship.
-
Correlation
-
İki kişi veya iki topluluğun arasında geçen ve karşılaşılan harekete eş değer bir hareketle beliren, mütekabil.
-
Birbirine karşı bulunan
Örnek:
Salıncağın üzerinde karşılıklı ayakta duran kızlar, fıldır fıldır dönüyorlardı. O. C. Kaygılı
-
Birbirlerine karşılık olarak
-
Birbiriyle ilgili olarak.
-
1- Eşitlik gibi her iki yönde geçerli olan (bağlantı). (Ör. a b ye eşitse b de a ya eşittir.) 2- Koşullu önermelerde koşulun sonuç, sonucun koşul olmasıyle kurulan (önerme). (Ör. Bir üçgen eşkenarsa üç açısı birbirine eşittir; bir üçgenin üç açısı birbirine eşitse o üçgen eşkenardır.) 3- Kaplamları aynı olan (kavramlar). (Ör. eşkenarlı üçgen-eşaçılı üçgen.) bk. eşgeçerli, eşdeğerli
-
Mutual. reciprocal. reciprocating. opposing. opposed. conjugate. tete-a-tete. inter-. opposite.
-
Mutual. reciprocal. facing one another. corresponding. mutually. alternatively.
-
Mutual. reciprocal. opposite. facing one another.
-
Reciprocal
-
Réciproque
çıkar(nedir ne demek)
-
Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar
Örnek:
Kimse siyasi ve kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Anayasa
-
Menfaat.
-
Profit. benefit. interest. advantage. self. capital. expedience. expediency. grist to the mill. number one. stake.
-
Advantage. benefit. convenience. expediency. gain. good. interest. profit. stake. self-interest. self-seeking.
-
Advantage. interest. profit. benefit. vail.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|