|
acele posta
-
Özel ücreti olan ve hızlı bir biçimde gönderilen posta.
-
Hızlı yapılan, çabuk, tez, ivedi.
-
Vakit geçirmeden, tez olarak
Örnek:
Acele bir karar vermek ihtiyacındayım. P. Safa
-
Çabuk davranma, ivecenlik.
-
Hasty. urgent. hurried. hurry-up. early. flying. pressing. too previous. hastily. hurriedly. in haste. in a hurry. discomposedly. hotfoot. hurry. haste. rush. dispatch. precipitancy. urgency. bustle. expedition. precipitance. precipitate. press. whir.
-
Crash. cursory. dispatch. haste. hasty. hurried. hurry. hustle. immediate. nippy. precipitate. precipitation. pressing. rush. urgent. hastily. in a hurry.
-
Haste. urgency. hurry. flurry. bustle. cursory. dispatch. with dispatch. expedition. hasty. hustle. make a beeline. precipitance. press. pressing. prompt. in short order. speedy. white heat.
-
Bir yere gelen veya bir yerden gönderilen mektup ve emanetlerin tümü
-
Bu emanetleri toplayan ve dağıtan kuruluş ve bu kuruluşun bulunduğu yer
Örnek:
Yazısı silinmiş, kâğıdı sarı / Mektubunu geri getirdi / Dünya postaları. A. N. Asya
-
Genellikle posta götüren taşıt.
-
Takım, kol.
-
Kez, defa, sefer.
-
24 saatlik çalışma gününün, çalışma bölümlerinden her biri, vardiya.
-
Bir sanayi veya ticaret işletmesinde aynı süre içinde çalışanların tümü.
-
Hizmet nöbetinde bulunan er.
-
Bk. radyo yayacı
-
Bk. televizyon yayacı
-
Postal. mail. post. postal service. post-boy.
-
Mail. post. relay. gang.
-
Mail. shift. watch. post. postal service. the post office. mail train. orderly. trip. run. team. crew. gang. postillion. section. course. group. labour shift. frame. postal. upright. station.
-
Radyo izlencelerini veren yayaç.
-
Radio station, broadcasting station
-
Rundfunkanstalt, Rundfunkstation, Sendestation
-
Station radio(phonique)
-
Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan
Örnek:
Kendisini özel olarak görmek istediğini söyledi. F. R. Atay
-
Bir kişiyi ilgilendiren veya kişiye ait olan, hususi, zatî
Örnek:
Özel bir diyeceği varmış gibi koluma girdi sokakta. N. Cumalı
-
Devlete değil, kişiye ait olan, hususi, resmî karşıtı.
-
Dikkatle değer, istisnai.
-
Her zaman görülenden, olağandan farklı.
-
1- Genelden ayrı olan; bir nesneler öbeğine ya da tek bir nesneye özgü olan. 2-(Mantıkta) Cinse karşıt olarak türle ilgili olan.
-
Special. personal. private. distinctive. particular. specific. proper. ad hoc. closet. esoteric. especial. exclusive. express. extraordinary. individual. intimate. peculiar. privy. proprietary. sole. state. very. self.
-
Distinctive. especial. exclusive. individual. intimate. particular. peculiar. personal. private. special. specific.
-
Custom. private. special. personal. exceptional. different. especial. express. own. particular. peculiar. privy. proprietary. single. specific. very.
-
Special
-
Spécial
ücret(nedir ne demek)
-
İş gücünün karşılığı olan para ve mal
Örnek:
Ücret emeğin karşılığıdır. Anayasa
-
Kiralanan veya satın alınan bir şey için ödenen para
Örnek:
Fiyatından daha yüksek bir ücretle satın aldı. P. Safa
-
Üretim faktörlerinden biri olan emeğin üretimden aldığı pay, diğer bir deyişle emek faktörünün fiyatı.
-
İşçilere üretim sürecine katılmaları karşılığında belli sürelerde yapılan ödeme. krş. maaş
-
Emek karşılığında alınan para.
-
Bk. ödemelik
-
Dues. fee. charge. terms. payment. wages. pay. wage. salary. earnings. rate. emolument. hire. honorarium. remuneration. stipend. wage rate.
-
Emolument. fee. pay. payment. rate. screw. wage. wages. cost. price.
-
Wage. fee. charge. compensation. disposable income. emolument. hire. honorarium. kickback. pay. quittance. rate. rate regulation. remuneration. reward. stipend.
-
Salary
-
Wage
-
Cachet
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|