|
aşağılık duygusu
-
Kişinin gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle, kendini yetersiz yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu, aşağılık kompleksi.
-
Kişinin gerçeklere uyan ya da uymayan nedenlerle, benliğini yetersiz ve küçük görmesi.
-
Feeling of inferiority.
-
Aşağı olma durumu, adilik.
-
Niteliği düşük, adi
Örnek:
Bazen en aşağılık bir romanı tabii olarak okur. H. E. Adıvar
-
Low-Down. unworthy. contemptible. base. abject. no class. dirty. groveling. grovelling. ignoble. ignominious. mean. no-good. petty. rascally. reptile. reptilian. scabby. scurvy. slavish. snotty. sordid. tinpot. unutterable. vile. wicked. wormy. lowne.
-
Abject. atrocious. base. contemptible. despicable. low. shabby. sordid. unsavoury. vile. baseness. lowness. meanness. mean. ignoble. dishonourable. shameful.
-
Baseness. meanness. vulgarity. mean. ordinary. vulgar. banal. abject. bugger. cheap. contemptible. despicable. inferiority. low- down. mean individual. servile.
-
Duyularla algılama, his.
-
Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim
Örnek:
Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa, duygu payı da ondan az değildir. B. Felek
-
Önsezi
Örnek:
Yolunuzu değiştirmeniz lazım geldiğini de sezecek kadar bir duygum vardır. A. Gündüz
-
Ahlaki, estetik vb. şeyleri değerlendirme, onlara bağlanma yeteneği.
-
Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik
Örnek:
Bütün bu hatıraların yerini bir tek duygu, fena bir duygu, fenayım, fena oluyorum, çok fenayım duygusu kapladı. P. Safa
-
Kimi nesne, olay veya kişilerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim, his.
-
Belli bir uyaran karşısında genellikle güdü ve değerlerle ilişkili olarak belirip çoğu kez süreklilik ve tutarlılık gösteren, heyecandan daha zayıf bir uyarım biçimi.
-
Feeling. emotion. feel. sense. sensation. chord. sentiment.
-
Emotion. communion. feel. feeling. sensation. sense. sentiment.
-
Feeling. sensation. sentiment. impression. emotion. chord. feel. sense. wit.
-
Sentiment
-
İnsan, kimse, şahıs
Örnek:
Dilenciler de sayıda olduğu hâlde, yirmi otuz kişi kadardık. M. Ş. Esendal
-
Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs.
-
Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse.
-
Eş, koca
-
Erkek.
-
Çekimli eylemlerde ve adıllarda, konuşan, dinleyen, hakkında konuşulan: Geldim (geldi-m) , ben (1.kişi tekil) ; gel, geldin (geldi-n) , sen (2.kişi tekil) ; gelsin (gel-sin) , geldi, o (3.kişi tekil) ; geldik (geldi-k) , gelelim (gel-e-lim) , biz (I.kişi çoğul) ; gelin (gel-in) , geliniz (gel-in-iz) , siz (2.kişi çoğul) ; gelsinler (gel-sin-ler) , geldiler (geldi-ler) , onlar (3.kişi çoğul) vb.
-
Kimse, insan.
-
Sahip.
-
Koca, eş.
-
Person. individual. soul. self. head. persona. cad. poll. wallah. wight. one.
-
Bird. character. individual. life. man. people. person. self. soul.
-
Person. human being. bod. entity. individual person. lot. man. merchant. self. soul. wight.
-
Person
-
Personne
uyan(nedir ne demek)
-
Suitable, in harmony, regardful, observant, correspondent, corresponding, coincident
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|