|
aşırı duyarlık
-
Organizmaya giren yabancı bir madde yüzünden canlı varlıklarda oluşan aşırı tepki, anafilaksi.
-
Herhangi bir duyu örgeniyle ve özellikle dokunma duyusuyle sağlanan her tür uyarana karşı olağandışı bir duyarlık gösterme durumu.
-
Sentiment.
-
Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla, taşkın
Örnek:
Ticaret az gelişmiş toplumlarda aşırı bir gelişme gösterir. O. Rifat
-
Bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren, müfrit.
-
Gereğinden fazla, çok.
-
Ötede, ötesinde.
-
Gereğinden fazla olarak, çokça.
-
Extreme. excessive. ultra. super. acute. breakneck. camp. crusted. deep. desperate. devilish. disproportionate. exaggerated. exceeding. exorbitant. exquisite. extortionate. extravagant. fancy. ferocious. fond. fucking. fulsome. heavy. like hell. hell.
-
Astronomical. awfully. excess. excessive. exorbitant. extortionate. extravagant. extreme. extremely. fierce. immoderate. inordinate. mortal. overdone. overmuch. redundant. steep. surplus. too. undue. unduly. unrestrained.
-
Beyond. over. devilish. exaggerated. in excess. to excess. excessive. exorbitant. fanatic. fulsome. heavy. immoderate. inordinate. like anything. overflowing. overmuch. over the top. rabid. red hot. sore. steep. too too. ultimate. ultra. undue. ungodly. u.
-
Duyum ve duyguları algılayabilme yeteneği, duygunluk, hassaslık, hassasiyet
Örnek:
Hastalıklı duyarlığıyla geçmiş bir dönemin yazarıydı o! N. Cumalı
-
Zayıf bir etkiye karşı, tepki gösterebilme yeteneği.
-
Bir duyar katın ışıktan etkilenme yeteneği.
-
1- Bir uyarıma. karşılık, alınabilen tepkinin uyarıma oranı ile ölçülen nitelik. 2- Bir telsiz alıcısının, alınan dalgalara karşılık verebilme ölçüsü.
-
Bir duyarkatın ışıktan etkilenme, ışık etkisiyle gizli görüntü oluşturma yeteneğini anlatan genel terim.
-
Sensibility, sensitivity, film sensitivity, speed, emulsion speed, film speed, exposure index
-
Precision. sensitivity. nerve. sensation.
-
Sensitivity
-
Empfindlichkeit, Filmempfindlichkeit, Filmsensibilität
-
Empfindlichkeit
-
Sensibilité (du film), rapidité (du film)
-
Sensibilité
-
Hafif bulutlu, sisli hava.
-
İncoming.
yabancı(nedir ne demek)
-
Başka bir milletten olan, başka bir milletle ilgili olan (kimse), bigâne, ecnebi
Örnek:
Bu toprak bizimdir, içinde yabancının işi yok. R. E. Ünaydın
-
Aileden, çevreden olmayan (kimse veya şey), özge
Örnek:
Ben, yabancı bir adam, neme lazım, hiç sesimi çıkarmadım. M. Ş. Esendal
-
Tanınmayan, bilinmeyen, yad
Örnek:
Yabancı müşteri giremezdi kapısından. Gelenler hep edebiyat adamlarıydı. Y. Z. Ortaç
-
Aynı türden, aynı çeşitten olmayan.
-
Bir konuda bilgisi, deneyimi olmayan.
-
Belli bir yere veya kimseye özgü olmayan.
-
Alien. exotic. foreign. outlandish. peregrine. strange. tramontane. unfamiliar. unknown. alien. foreigner. gook. gringo. outsider. stranger. unknown. xeno.
-
Alien. foreign. foreigner. outsider. strange. stranger.
-
Alien. foreign. foreigner. strange. stranger. outsider. unfamiliar.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|