ağalanmak
-
Geniş toprakları olan, sözü geçen, varlıklı kimse
Örnek:
Bu köyün ağası ben miyim, o mu... T. Buğra
-
Halk arasında sayılan ve sözü geçen erkeklere verilen unvan.
-
Büyük kardeş, ağabey
Örnek:
Köye varınca ağamdan parasını muhakkak alır, sana veririm. E. İ. Benice
-
Okur yazar olmayan yaşlıca kişilerin adlarıyla birlikte kullanılan san.
-
Osmanlı İmparatorluğunda bazı kuruluşların başında bulunanlara verilen resmî san.
-
Koca.
-
1- Osmanlı sarayında, yönetsel ve askerî örgütünde belli orun ve aşamadaki kişilere verilen ad. 2- Büyük konaklarda çalışan erkek görevlilerin başı.
-
1. Kırlık kesimde geniş toprakları olan, sözü geçen, varlıklı kimse. 2. Halk arasında sayılan ve sözü geçen erkeklere verilen san. 3. Ağabey, büyük kardeş. 4. Yardım eden, cömert kimse. 5. Okuryazar olmayan yaşlıca kişilerin adlarıyla birlikte kullanılan
-
Gösteriş, karşıdakini etkilemek amacıyla yapılan davranış, kurum, caka
Örnek:
Bundan ötürü de hâllerinde görgüsüzce bir çalım, budalaca bir durum sezilir. H. Taner
-
Kılıcın keskin yanı.
-
Menzil, erim.
-
Biraz benzeme, andırma.
-
Geminin su kesiminden aşağı bölümünün baş ve kıç bodoslamasına doğru darlaşması.
-
Bir oyuncunun topu elinden veya ayağından kaçırmadan karşısındaki oyuncuları kıvrak hareketlerle geçmesi.
-
Swagger. air. pass. side. feint. trick. ostentation. strut. strutting. swank. airs. (sadece ingilizce sonuçlar)
-
Ostentation. swagger. strut. swank. dash. dribble. rake. ribband line.
-
Affected dignity. swagger. adroit movements designed to foil one's opponents.
-
Dribble
-
Bir oyuncunun topu ayağından kaçırmadan karşısındaki oyuncuları kıvrak devinimlerle aldatıp geçmesi. (Toplu ya da topsuz olarak yapılır.)
BİS
Başında, içinde, sonunda "ağalanmak" geçen kayıtlar (hepsine bakın)