|
ağaç kökleri ile dolu
-
Stubby
-
Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki.
-
Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan.
-
Direk.
-
Gövdesi büyük bitkilerden elde edilen, işlenmeye elverişli, yapılarda, mobilya ve eşya yapımında kullanılan ham gereç.
-
Bk. ağaç
-
Arboreal. tree.
-
Arboreal. tree. wood.
-
Tree. wood. timber wooden. stick.
-
Holz
-
Bois
-
Bitkileri toprağa bağlayan ve onların, topraktaki besi maddelerini emmesine yarayan klorofilsiz bölüm.
-
Süsende olduğu gibi yer üstüne sap çıkaran çok yıllık yer altı gövdesi.
-
Bazı şeylerde dip bölüm.
-
Köküyle ve sapıyla çıkarılan bitkilerde tane.
-
Dip, temel, esas
Örnek:
Ta gölden başlayan tipi ve fırtına Şebben'in sıcak evini kökünden sarsıyordu. H. E. Adıvar
-
Kaynak, köken
-
Bir kimseyi bir yere bağlayan manevi temel güçlerin bütünü.
-
Kelimenin her türlü ekler çıkarıldıktan sonra kalan anlamlı bölümü: Yaptırmak kelimesinde kök, yap- bölümüdür.
-
Sazı kurmaya yarayan burgu, kulak.
-
Sap.
-
Radical. root. fang. origin. base. etymon. ground form. radical. radical word. radix. grass roots. rhizo-.
-
Radical. root. fang. origin. base. etymon. ground form. radical word. radix. grass roots. rhizo-. offshoot.
-
Root. origin. radical. root. soul. stump.
-
Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, sebep veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz
Örnek:
Çabuk bir süvari ile bana haber gönderiniz. Ö. Seyfettin
-
Bazı soyut isimlere getirildiğinde durum bildiren zarflar oluşturan bir söz.
-
Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz.
-
And. with. together with. by. withal. on. cum.
-
And. by. on. plus. with. by means of.
-
With. together with. by. hereby. in. to. upon.
-
Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak veya düzensiz biçimli saydam buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü
Örnek:
Dolu ekinlerini vurmuşsa bir yıl aç demekti. T. Buğra
-
İçi boş olmayan, dolmuş, meşbu, boş karşıtı.
-
Bir yerde sayıca çok.
-
Boş yeri olmayan, her yeri tutulmuş olan
Örnek:
Haftaya pazartesiye kadar bütün uçaklar dolu. A. İlhan
-
Boş vakti olmayan, meşgul.
-
Çok olan (iş, uğraş, olay vb.).
-
İçinde atılacak mermisi bulunan (top, tüfek vb. ateşli silahlar).
-
Tornacılıkta delik açılmamış (gereç).
-
Bir duygunun güçlü etkisinde olan.
-
Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, çeşitli irilikte, iç içe katmanlı, yuvarlak ya da düzensiz biçimli saydam buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü.
-
Full. filled. loaded. crowded. occupied. engaged. abounding. abundant. alive with. capacity. fraught. instinct. instinct with. laden. replete. rife. shot. shot through. steeped in. thick with. hail.
-
Fraught. full. hail. laden. loaded.
-
Full. filled. hail. abounding. loaded. containing a drink. charged. filled up. stuffed. packed. solid. complete. full-up. laden. fraught.
-
Hail
-
Grêle
-
Kütük gibi, güdük, kısa ve kalın, tıraşı gelmiş, fırça gibi, anızlı, ağaç kökleri ile dolu
-
Kütük gibi, güdük, kısa ve kalın, tıraşı gelmiş, fırça gibi, anızlı, ağaç kökleri ile dolu
meyve(nedir ne demek)
-
Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ, yemiş.
-
Ürün, sonuç, kâr
-
Tohumlu bitkilerde döllenmeden sonra karpellerin gelişip olgunlaşması ile meydana gelen yapı.
-
Fruit. dessert. product.
-
Fruit. cross- over store. sangria.
-
Fruit
-
Berry
-
Fruit
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|