|
ağırlık merkezi
-
Bir cismin bütün noktalarına ayrı ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluşmuş tek kuvvet durumundaki bileşkenin uygulama noktası.
-
Bir işin en önemli bölümü.
-
Bir cismi oluşturan parçacıkları etkileyen çekim kuvvetleri bileşkesinin uygulandığı kuramsal nokta. Cisim ister Yer'de, ister başka bir gezegende olsun, her konumu için bu nokta değişmez.
-
Bk. ağırlık özeği
-
Bk. ağırlık noktası
-
Center of gravity.
-
Centre of gravity
-
Centre de gravité
-
Bir cismin bütün ağırlığının toplandığı varsayılan nokta; cisim bu noktadan desteğe ya da askıya alınırsa dengede kalır.
-
Bir ülkede ya da bölgede, nüfusun ve ekonomik etkinliklerin yoğunlaştığı, yeri fizik bilimindeki çekim yasalarına göre hesaplanan kent ya da yerleşim yeri.
-
Centre of gravity
-
Center of gravity
-
Schwerkraftzentrum, Schwerpunkt
-
Centre de gravité
-
Ağır olma durumu.
-
Değerli olma durumu.
-
Ağırbaşlılık.
-
Tehlikeli olma durumu.
-
Sıkıntılı, bunaltıcı durum.
-
Çeyizini düzmek için güveyinin geline verdiği para, kalın.
-
Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum.
-
Yük, külfet.
-
Bir nesne ile bir gökcismi arasındaki ağınımsal çekim kuvveti ile özekkaç itim kuvvetinin, gökcisminin yakınında tartı ile ölçülen birleşik etkisi.
-
Weight. heaviness. weightiness. gravity. force of gravity. dullness. slowness. severity. arduousness. avoirdupois. heft. massiveness. plummet. ponderosity.
-
Ballast. brunt. gravity. weight. heaviness. slowness. gravity ağırbaşlılık. severity. burden yük. responsibility sorumluluk. drowsiness. lethargy. foulness.
-
Heaviness. weight. load. ponderosity. gravity. slowness. calmness. seriousness. graveness. richness. indigestibleness. fetidness. putrefaction. dullness. uneasiness. languor. effects. luggage. portion. set.
-
Gravity
-
Schwere
-
Gravité
-
Merkezde olan, merkezi oluşturan
Örnek:
Dur bakalım; biraz daha merkezî mahallelere yaklaşalım, diyordu. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Bk. özeksel
-
Central. centric. centrical. centrically.
-
Central. centric.
-
Bir ülkenin, bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri.
-
Bir işin öğretildiği yer.
-
Bir işin yoğun olarak yapıldığı yer
Örnek:
İki harp esnasında, burası kolay kazançların, vurgunculuğun en işlek merkezlerinden biriydi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Belirli bir yerin ortası.
-
Polis karakolu
Örnek:
Sizi merkezimize gönderip tevkif ettireceğim. A. Gündüz
-
Biçim, durum, yol.
-
Bir kapalı eğrinin veya bazı çokgenlerde köşegenlerin kesişme noktası.
-
Bir dairenin veya bir küre yüzeyinin her noktasından aynı uzaklıkta bulunan iç nokta, özek.
-
Özek.
-
Bk. özek
-
Centric. focal. centrical. centrically. center. centre. headquarters. head office. station. bosom. hub. navel. omphalos.
-
Arterial. artery. base. centre. focus. heart. root. seat. station. center. headquarters. central office. head office. administrative centre. police station karakol.
-
Center. heart. centre. center. head quarters. main office. police station. midpoint. centre point. middle. focus. central point. principal firm. principal office. head office. home office. central office. head. central core. centrum. head firm.
-
Eksiksiz, tam
Örnek:
Güller bütün güller bu sabah / Bir ağızdan şarkı söyler gibi açıyor her bahçede. N. Cumalı
-
Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi
Örnek:
Bütün civar köylerde onu sevmeyen yoktu. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Bozuk olmayan (para).
-
Parçalanmamış.
-
Birlik, tamlık
Örnek:
Şiirde bir bütünün lüzumuna inananlar bile mısralar arasında birtakım aralıklar kabul eder. O. V. Kanık
-
Tümel niceleyicinin Türkçe'deki bir karşılığı.
-
Eksiksiz, tüm.
-
Whole. entire. complete. total. all. every. solid. undivided. gross. all-out. aggregate. clear. continuum. out-and-out. round. sheer. unbroken. utter. one and only. the whole. the total. entire. gross. totality. complement. holo-. omni-. pan-. all ov.
-
Aggregate. all. entire. entirety. grand. intact. total. whole.
-
Whole.
ayrı(nedir ne demek)
-
Yerleri bir olmayan.
-
Başka, başka türlü.
-
Yalnız, tek başına.
-
Apart. separate. unconnected. divided. another. dissimilar. discontinuous. discrete. distanced. distinct. divergent. especial. isolated. segregate. apart. aside. aloof. detachedly. hetero-. another.
-
Apart. detached. different. dissimilar. distinct. especial. separate. single. singular. torn.
-
Separate. apart. different. distinct. freestanding. aloof. aside. differing. free. independent. individual. remote. semi. several.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|