|
ağıl etkisi
-
Filmdeki ağıla benzer durumu televizyon görüntüsünde oluşturan elektriksel etki.
-
Halo effect
-
Lichthofeffekt, Haloeffekt
-
Effet halo
-
Evcil küçükbaş hayvanların barındığı çit veya duvarla çevrili yer
Örnek:
Bir keçi kokusu sarmış ağıllarda çobanlarla arkadaş oldum. S. F. Abasıyanık
-
Bazı yıldızların, özellikle ayın çevresinde görülen geniş ve aydınlık teker, ayla, hale.
-
Bazı görüntülerdeki çok ışıklı cisimleri çevreleyen ışıklı teker.
-
1. Duyarkatın üzerine gelen ışığın tabana çarpıp yansıyarak aynı duyarkatı ikinci kez etkilemesinden doğan ve görüntülerdeki çok ışıklı nesneleri çevreleyen ışıklı teker
-
Fosforlu özdeklerin bulunduğu bazı alıcı ışıtaçlarından dolayı televizyon görüntülerinde ortaya çıkan aynı durum.
-
Halo, halation
-
Sheep fold. sheep pen. fold. halation. aureola. aureole. compound. corral. cot. cote. hovel. lair. pen. pinfold. pound. stockyard. yard.
-
Barn. fold. halo. pen. sheep-fold. halo hale.
-
Fold. pen for cattle. halo. cattleguard. corona. cote. pen. pound.
-
Lichthof
-
Halo, halation
-
Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir
Örnek:
Bu etki, genç kuşak konservatuvar mezunlarında yerini daha doğal bir Türkçeye bırakıyor. H. Taner
-
Bir etken veya bir sebebin sonucu.
-
Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim
Örnek:
Sustu, istediği etkiyi tam olarak yapmak için olmalıydı bu. T. Buğra
-
Birtakım sonuçlar, tepkiler, olaylar ya da görüngüler ortaya çıkaran neden.
-
-> Nedenin bağlılaşık kavramı. 1- Nedensellik bağlantısı içinde: a. Bir nedenin sonucu olarak düşünülen olay. b. Bir nedenin doğurduğu gerçek olay. 2- Bir şeyin verdiği izlenim. (Ör.etki yapmak, iyi biretki yapmak.)
-
Effect. influence. action. efficacy. efficiency. effectiveness. forcefulness. reflection. reflexion. bearing. clout. drag. drift. force. hold. impact. impress. impression. imprint. incidence. interest. jolt. leaven. penetration. point. potency. pull.
-
Action. effect. force. impression. influence. mark. power. pull. punch. ring. sound. stress. impact. clout.
-
Effect. impression. influence. result. action. efficacy. impact. importance. imprint. operation. potency. power. prestige. sequence. sway. sympathy. virtue. weight.
-
Effect
-
Effekt, Wirkung
-
Effet
-
Effectus
-
Nitelik, görünüş ve yapı bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan, müşabih, mümasil
Örnek:
Baksana kız, paşaya benzer yerim var mı benim? H. Taner
-
Benzeşim.
-
Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapı ve yüz bakımından bu oyuncuyu andıran kimse, dublör.
-
Bazı önemsiz ya da tehlikeli görünçlükilerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapısı ve yüzü bu oyuncuya benzeyen kimse. (Bu kimse, asıl oyuncunun yerine oynarsa oyunbenzeri, ışıkların düzenlenmesi sırasında çalışırsa ışıkbenzeri adını alır. Tehlikeli görünçlüklerdekibenzere kavgacı denir).
-
Nitelik, görünüş bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan.
-
Double, stand-in (man), twin
-
Alike. like. similar. analogous. parallel. same. analogic. analogical. approximate. conformable. congener. congenerous. connate. correlative. homologous. indistinguishable. kindred. look-alike. simulant. vicinal. like. closely. in common. of a piece.
-
Akin. alike. analogous. corresponding. double. fellow. like. match. parallel. similar. resembling. akin. analogous.
-
Analogous. like. similar. resembling.
-
Double, Doubel, Darsteller(-in)-Doubel
-
Double, doublure, "stand-in"
-
Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon
Örnek:
Genel Sekreter, kazadaki sıtma durumu hakkında verdiğim uzun tafsilattan pek memnun kaldı. R. N. Güntekin
-
Duruş biçimi, konum.
-
Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
-
İsim soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.
-
Bkz. hal.
-
Condition. situation. state. circumstance. case. position. status. attitude. score. occasion. state of affairs. ball game. conjuncture. context. estate. event. fact. fettle. footing. instance. lay. lie. pass. plight. posture. repair. set. set-up. sha.
-
Capacity. case. circumstance. condition. footing. occasion. order. point. position. situation. state. status. things.
-
Wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.
-
State. condition. situation. circumstances. status.
-
Score
-
Unundan makarna yapılan bir cins buğday (bot.) Triticum durum.
-
Durum, durum buğdayı, bir buğday türü
-
Bir ayaktopu kümesinde takımların aldıkları sonuçlara göre kazandıkları değerler. Uluslararası kurallara göre kazanan takım iki, yenişemeyen takımlar birer değer alırlar. Yenik takımlar ise değer alamazlar.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|