|
açılmak
-
Açma işi yapılmak veya açma işine konu olmak
Örnek:
Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Anayasa
-
Renk koyuluğunu yitirmek.
-
Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak.
-
Deniz aracı kıyıdan uzaklaşmak
Örnek:
... Türk korsan gemileri, engin denizlere açılmışlardı. F. F. Tülbentçi
-
Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak.
-
Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak.
-
İşini gereğinden veya götürebileceğinden geniş tutmak.
-
Genişlemek, bollaşmak.
-
Oyuncunun (gövdesini seyirciye doğru döndürmesi.
-
Open oneself. open. be opened. come open. open out. open in. open up. disperse. admit smb. into one's confidence. disclose one's secret. become relaxed. refresh. air. bare. disentangle. diverge. effuse. expand. fine. flower. gape. come loose. get loo.
-
Blossom. confide. dilate. gape. open. spread. thaw. unbend. unwind.
-
To be opened. to become wider / larger. to expand. to be inaugurated. to begin. to recover to clear up. to put to sea. to clear
-
Open up
-
Recrudesce
-
Orman içinde ağaç kesme veya yakma yoluyla tarıma elverişli bir duruma getirilen arazi.
-
Bir çeşit susamsız, kalınca, yağlı çörek.
-
Açmak işi.
-
Yerde kapalı güreşen güreşçiyi, güç kullanarak oyun uygulanabilir duruma getirme.
-
Ses düğmesi yardımıyla sesin gürlüğünü artırma. Kısmanın karşıtı.
-
Bk. ağartma
-
Fade up
-
Opening. undoing. clearance. disclosure. inauguration. spreading.
-
Opening. clearing. deforestation. a kind of bun. reduction of print pastes.
-
Disclosure. exposure. tip- up. vent.
-
Einblendung, Toneinblendung
-
Ouverture (de la voie son)
-
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
Örnek:
İş bittikten sonra denize karşı sigara içilir. S. F. Abasıyanık
-
Bir değer yaratan emek.
-
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
-
Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü.
-
Kamu yararına yapılan işler.
-
Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
-
İş yeri
-
1. Bir mal veya hizmet üretmek için harcanan emek. 2. Tarım, sanayi ve hizmetler gibi çeşitli iktisadi alanlarda yürütülen etkinlikler. 3. Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek. 4. Birinden istenen hizmet veya ona verilen görev.
-
Bir kuvvetin etki noktasını devindirmesi. İş, kuvvetin yol boyunca birleşeni ile alınan yolun çarpımına ya da 'kuvvet yönleci ile yol yönlecinin sayıl çarpımına eşittir.
-
Job. working. occupational. regulation. biz. work. things to do. job. occupation. profession. business. trade. concern. affair. function. piece of work. works. working. activity. appointment. assignment. ball game. billet. calling. cause. commerce. d.
-
Act. action. affair. appointment. assignment. berth. business. commission. concern. deal. dealing. dealings. deed. duty. employment. field. function. handiwork. job. labour. matter. occupation. occupational. office. operation. position. post. profession. pursuit. service. show. situation. task. trade. transaction. undertaking. work. working. workpiece.
-
Act. business. work. job. action. affair. commerce. employment. matter. occupation. profession. service. task. trade. duty. mission. the chief problem. something worth doing. agency. term. avocation. billet. biz. boom. breeze. commercial operation. commis.
-
1. work. 2. business, activity. 3. profession. 4. job
-
Work
-
Arbeit
-
Travail
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|