|
açıklık politikası
-
Siyasette açık, şeffaf olma, glasnost.
-
Açık olma durumu, aleniyet.
-
Uzaklık, mesafe.
-
Örtüsüz, çıplak yer.
-
Boş ve geniş yer.
-
Bir yerin uzaklara kadar bakılabilecek ve bakanın içinde ferahlık doğuracak durumda olması.
-
Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu.
-
Rengin koyu olmaması.
-
Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh.
-
Alıcının önünde yer alan, mercekten geçerek film üzerine düşen ışık niceliğini düzenleyen delik.
-
Yumurta kabuğundaki mikropil, kemik veya zarsı yapılardaki küçük delikler gibi herhangi biraçıklık. Foramen.
-
Aperture, lens aperture (opening)
-
Space. distance. gap. the open. openness. vacancy. clearness. plainness. fairness. straightforwardness. directness. distinctness. obviousness. aperture. baldness. berth. clarity. clearance. definiteness. demonstrativeness. distinction. distinctivenes.
-
Clarity. definition. openness. space. open space. clearing. aperture. opening. gap. lightness. unambiguity anlaşılırlık.
-
Aperture. openness. explicitness. clarity. clarification. free and open space. gap. interval. span. ligthness of colours. vacantness. plainess. clearness. frankness. indecency. sauciness. break. clearing. evidence. hiatus. opening. unreserve.
-
Foramen
-
Apertur, Öffnung, Blendenöffnung
-
Foramen:Açıklık
-
Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı, siyaset, siyasa
Örnek:
Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır. Anayasa
-
Yöntem
Örnek:
Bir mirasyedi politikasıyla, birikmiş altını, el sürülmedik kaynaklarını har vurup harman savurdular. N. Cumalı
-
Bir hedefe varmak için karşısındakilerin duygularını okşama, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanma vb. yollarla işini yürütme
Örnek:
Bana karşı kullandığı tehdit ve şantaj politikası güverte halkınca malumdu. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Politics. policy.
-
Policy. politics.
-
Politics. political policy. path. policies. stand pat. walkway.
-
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı
Örnek:
Açık pencerenin önünde denize karşı saatlerce dertleştik. R. N. Güntekin
-
Engelsiz.
-
Örtüsüz, çıplak.
-
Boş.
-
Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal.
-
Aralığı çok.
-
Çalışır durumda olan
Örnek:
Bazı dükkânları açık olan caddeden sola saptılar. Ö. Seyfettin
-
Kolay anlaşılır, vazıh
Örnek:
Açık konuşma zamanının artık geldiğine kani idim. R. N. Güntekin
-
1. Gelirin gideri karşılamaması durumu. 2. bk. gedik
-
1) sarîh. 2 ) alenî.
-
Bk. açılma
-
Open. uncovered. wide-open. visible. apparent. obvious. bare. clear. unclouded. cloudless. definite. exposed. blank. aboveground. articulate. avowed. broad. candid. categorical. clean-cut. clear-cut. confessed. crystal. decided. declared. decollete.
-
Apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. signal. specific. square. transparent. unequivocal. unreserved. vacant. weak.
-
On. open. deficit. offing. vacancy. uncovered. free. exposed to. vacant. unoccupied. blank. deficient. frank. clear. explicit. plain. distinct. light. indecent. obscene. saucy. frankly. closely. apparent. absolute assignment. bald. bare. bl.
-
Deficit
-
Saydam.
-
Bk. saydam
-
Transparent. see-through. pellucid. clear. sheer. filmy. crystalline. crystal. gauzy. hyaline. hyaloid. hyalo-.
-
Lucid. transparent. pearly. crystalline. glare. limpid.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|