Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > açık kapı politikası nedir, açık kapı politikası ne demek, açık kapı politikasıın anlamı, ingilizcesi (açık kapı politikası nnd)

açık kapı politikası nedir

Türkçe'yi seviyoruz ve birçok dil aracı geliştirerek destekliyoruz.






açık kapı politikası

  1. Yabancı malları bir ülkeye serbestçe sokma politikası, açık kapı siyaseti.
  2. Yabancı malları bir ülkeye serbestçe sokma politikası.
  3. (en) Open-Door policy. policy of the open door. open door policy.
  4. (en) Open door policy

açık (nedir ne demek)

  1. Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı
    Örnek: Açık pencerenin önünde denize karşı saatlerce dertleştik. R. N. Güntekin
  2. Engelsiz.
  3. Örtüsüz, çıplak.
  4. Boş.
  5. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal.
  6. Aralığı çok.
  7. Çalışır durumda olan
    Örnek: Bazı dükkânları açık olan caddeden sola saptılar. Ö. Seyfettin
  8. Kolay anlaşılır, vazıh
    Örnek: Açık konuşma zamanının artık geldiğine kani idim. R. N. Güntekin
  9. 1. Gelirin gideri karşılamaması durumu. 2. bk. gedik
  10. 1) sarîh. 2 ) alenî.
  11. Bk. açılma
  12. (en) Open. uncovered. wide-open. visible. apparent. obvious. bare. clear. unclouded. cloudless. definite. exposed. blank. aboveground. articulate. avowed. broad. candid. categorical. clean-cut. clear-cut. confessed. crystal. decided. declared. decollete.
  13. (en) Apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. signal. specific. square. transparent. unequivocal. unreserved. vacant. weak.
  14. (en) On. open. deficit. offing. vacancy. uncovered. free. exposed to. vacant. unoccupied. blank. deficient. frank. clear. explicit. plain. distinct. light. indecent. obscene. saucy. frankly. closely. apparent. absolute assignment. bald. bare. bl.
  15. (en) Deficit

açılma (nedir ne demek)

  1. Çatlama.
  2. Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama.
  3. Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.
  4. Açılmak işi.
  5. Bir grupta, sıraların cimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.
  6. 1. Bir çekimin karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama çeşidi. Kararmanın karşıtı. TV
  7. Aynı sonucun televizyonda sağlananı.
  8. Açma
  9. (en) 1. fade-in (shot, light). 2. fade-up, fading up
  10. (en) Deployment.
  11. (en) Opening. fade-in. dehiscence çatlama.
  12. (en) Commentary. praphrasing. dissection. exposition. elucidation. explaining fully. confiding. deployment. development. fade in. fading in.
  13. (al) 1. Aufblende, Aufblendung, Leuchtblendung, Einblendung, Eröffnungsblende. 2. weiche Einblendung, Aufblende, Aufblendung

kapı (nedir ne demek)

  1. Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı.
  2. Bu açıklıktaki açılıp kapanan kanat
    Örnek: Evlerin kapılarında kocaman yeşil bronz tokmaklar vardı. S. F. Abasıyanık
  3. Gelir, geçim, kısmet sağlayan yer, kaynak veya imkân
  4. Gidere yol açan gereksinim.
  5. Tavla oyununda iki pul üst üste getirilerek karşı oyuncunun o haneyi kullanmasına engel olunan yer.
  6. Devlet dairesi.
  7. Ev gezmesi için gidilen yer.
  8. (en) Door. gate. portal. entrance. gateway. entry. hatchway. opening.
  9. (en) Port. door. gate. possibility. place of work. course. outlet. valve. vessel.

kap (nedir ne demek)

  1. Aşık kemiği.
  2. İçi gaz, sıvı veya katı herhangi bir maddeyi alabilen oyuk nesne.
  3. Kap kacak.
  4. Türlü şeylerin taşınması veya saklanması için kullanılan torba, kılıf, çanta, sepet, sandık vb.
  5. Kapak, cilt.
  6. Gövdeyi omuzların üstünden çepeçevre saracak biçimde yapılmış olan bir tür üst giysisi.
  7. Kadınların giydiği kolsuz üstlük.
  8. Aşık kemiği.
  9. (en) Container. case. holder. vessel. pot. utensil. binder. cape. hollowware. jacket. receptacle.
  10. (en) Basin. can. cover. pot. utensil.
  11. (en) Container. folder.
  12. (en) Cape , headland.
  13. (en) [Kap] [KAP] n. foreland, piece of land jutting out into the sea, land located in front

politika (nedir ne demek)

  1. Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı, siyaset, siyasa
    Örnek: Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır. Anayasa
  2. Yöntem
    Örnek: Bir mirasyedi politikasıyla, birikmiş altını, el sürülmedik kaynaklarını har vurup harman savurdular. N. Cumalı
  3. Bir hedefe varmak için karşısındakilerin duygularını okşama, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanma vb. yollarla işini yürütme
    Örnek: Bana karşı kullandığı tehdit ve şantaj politikası güverte halkınca malumdu. Y. K. Karaosmanoğlu
  4. (en) Politics. policy.
  5. (en) Policy. politics.
  6. (en) Politics. political policy. path. policies. stand pat. walkway.

yabancı (nedir ne demek)

  1. Başka bir milletten olan, başka bir milletle ilgili olan (kimse), bigâne, ecnebi
    Örnek: Bu toprak bizimdir, içinde yabancının işi yok. R. E. Ünaydın
  2. Aileden, çevreden olmayan (kimse veya şey), özge
    Örnek: Ben, yabancı bir adam, neme lazım, hiç sesimi çıkarmadım. M. Ş. Esendal
  3. Tanınmayan, bilinmeyen, yad
    Örnek: Yabancı müşteri giremezdi kapısından. Gelenler hep edebiyat adamlarıydı. Y. Z. Ortaç
  4. Aynı türden, aynı çeşitten olmayan.
  5. Bir konuda bilgisi, deneyimi olmayan.
  6. Belli bir yere veya kimseye özgü olmayan.
  7. (en) Alien. exotic. foreign. outlandish. peregrine. strange. tramontane. unfamiliar. unknown. alien. foreigner. gook. gringo. outsider. stranger. unknown. xeno.
  8. (en) Alien. foreign. foreigner. outsider. strange. stranger.
  9. (en) Alien. foreign. foreigner. strange. stranger. outsider. unfamiliar.

mal (nedir ne demek)

  1. Bir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü
    Örnek: Mal vardı, mülk vardı. At vardı, araba vardı. Ö. Seyfettin
  2. Büyükbaş hayvan
    Örnek: Boz atlar yağız değildi, artık; mallar erimiş, zayıflamıştı. N. Araz
  3. Alınıp satılabilen her türlü ticaret eşyası, tüccar malı, emtia.
  4. Bayağı, aşağılık, kötü kimse
    Örnek: İyi bir mal olsa buraya gönderirler miydi? R. H. Karay
  5. Esrar.
  6. Orospu.
  7. İnsan gereksinimlerini doğrudan veya dolaylı olarak karşılama özelliğine sahip her türlü nesne.
  8. (en) Goods. merchandise. property. possessions. holding. asset. chose. commodity. hereditament. ware.
  9. (en) Asset. commodity. effects. goods. holding. livestock. merchandise. property. wares.
  10. (en) A prefix in composition denoting ill, or evil, F. male, adv., fr. malus, bad, ill.
  11. (en) In some words it has the form male-, as in malediction, malevolent.
  12. (en) See Malice.
  13. (en) Chattel. commodity. goods. livestock. merchandise. riches. wealth. property. possession. estate assets. scoundrel. bastard. piece article. manufactures. ware. supplies. consignment. produce. farm stock. asset. capital. goods and chatt.
  14. (en) Malfunction.
  15. (en) Skydiver talk for Malfunction. prefix, bad, abnormal.
  16. (en) William W Malandra, Introduction to Ancient Iranian Religion. nIII: duty, obligation; obliged.
  17. (en) Minimum Analytical Limit.
  18. (en) Goods

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Sözlük