|
açık bölge
-
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı
Örnek:
Açık pencerenin önünde denize karşı saatlerce dertleştik. R. N. Güntekin
-
Engelsiz.
-
Örtüsüz, çıplak.
-
Boş.
-
Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal.
-
Aralığı çok.
-
Çalışır durumda olan
Örnek:
Bazı dükkânları açık olan caddeden sola saptılar. Ö. Seyfettin
-
Kolay anlaşılır, vazıh
Örnek:
Açık konuşma zamanının artık geldiğine kani idim. R. N. Güntekin
-
1. Gelirin gideri karşılamaması durumu. 2. bk. gedik
-
1) sarîh. 2 ) alenî.
-
Bk. açılma
-
Open. uncovered. wide-open. visible. apparent. obvious. bare. clear. unclouded. cloudless. definite. exposed. blank. aboveground. articulate. avowed. broad. candid. categorical. clean-cut. clear-cut. confessed. crystal. decided. declared. decollete.
-
Apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. signal. specific. square. transparent. unequivocal. unreserved. vacant. weak.
-
On. open. deficit. offing. vacancy. uncovered. free. exposed to. vacant. unoccupied. blank. deficient. frank. clear. explicit. plain. distinct. light. indecent. obscene. saucy. frankly. closely. apparent. absolute assignment. bald. bare. bl.
-
Deficit
-
Çatlama.
-
Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama.
-
Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.
-
Açılmak işi.
-
Bir grupta, sıraların cimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.
-
1. Bir çekimin karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama çeşidi. Kararmanın karşıtı. TV
-
Aynı sonucun televizyonda sağlananı.
-
Açma
-
1. fade-in (shot, light). 2. fade-up, fading up
-
Deployment.
-
Opening. fade-in. dehiscence çatlama.
-
Commentary. praphrasing. dissection. exposition. elucidation. explaining fully. confiding. deployment. development. fade in. fading in.
-
1. Aufblende, Aufblendung, Leuchtblendung, Einblendung, Eröffnungsblende. 2. weiche Einblendung, Aufblende, Aufblendung
-
Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka
Örnek:
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler. Anayasa
-
Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye.
-
Bir kentin, bilinçli bir belgeleme yöneltisinin sonucu olarak, işleyim, tarım, konut, yönetim, tecim vb. işlevleri için, düzentasarında ayrılmış alanlardan herbiri.
-
Bir ülkenin, doğal özellikleri, nüfus yapısı, kaynakları, çıkarları açısından türdeşlik gösteren, bir bütün olarak tasarlanmasında yarar görülen bölümü.
-
Area. zone. region. district. division. section. belt. circumscription. climate. corner. department. latitude. phase. precinct. quarter. sector. sky. territory. tract. ward. parts.
-
Area. belt. country. district. latitudes. parish. place. precinct. quarter. region. section. sector. ward. zone.
-
Region. zone. area. belt. circumscription. clime. closet. denuclearize. dispensation. district. locale. precinct. section. sector. tract. ward.
-
Region, zone
-
Région, zone
-
Bir ülkenin gümrük sınırları dışında konuşlandırılan ve ticaret rejimi açısından kısmen veya tamamen gümrük mevzuatı dışındaki düzenlemelere tabi olan, uluslararası liman veya havaalanına yakın yerlerde kurulan bölge, açık bölge, serbest mıntıka.
-
Bk. gümrüksüz bölge
-
Free zone.
-
Free trade zone. free zone.
-
Hiçbir şarta bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, erkin.
-
Tutuklu veya bağımlı olmayan, özgür, hür.
-
Zamanını istediği gibi kullanabilen, yapacak bir işi olmayan.
-
Bazı kurallara bağlı olmayan.
-
Sıkılmadan, şaşırmadan konuşan ve davranan.
-
Ağırbaşlı olmayan, hoppa (kadın).
-
Hareketi herhangi bir biçimde engellenmeyen.
-
Rahat, özgür, bağımsız bir biçimde
Örnek:
Ötekilere de pek serbest davranır isem de, onlar benden utanırlar. M. Ş. Esendal
-
Bk. erkin
-
Özgür. ~ mallar: özgür mallar.
-
Bk. özgür
-
Cavalier. disengaged. easy. exempt. fetterless. footloose. free. freehearted. freewheeling. go-as-you-please. independent. latitudinarian. leisure. liberal. at liberty. loose. open. permissive. quit. unattached. unbound. unchecked. unconfined. uncons.
-
Footloose. free. leisured. liberated. loose. rakish. spare. unattached. welcome. unreserved. frank. unconstrained.
-
Free. unrestricted. open. unobstructed. at ease. who behaves in too free-and-easy way around men. at large. broad / adj ,. disengaged. floating. footloose. go as you please. independent. at leisure. leisured. liberal. quit. spare. unchecked. uncon.
-
Kapanmış olan, açılmamış, mestur, açık karşıtı.
-
Geçilmez durumda olan.
-
Çalışma süresi sona ermiş (iş yeri).
-
Başı örtülü (kadın).
-
Açık ve kesin söz kullanmadan söylenen, müphem.
-
Gizli, saklı.
-
Açık olmayan (giyecek)
Örnek:
Damalı bir eteklik, açık mavi, kapalı bir yün kazak giymişti. N. Cumalı
-
Bulutlu, karanlık (hava)
-
Closed. shut. covered. enclosed. sealed. unopened. indoor. cloudy. grey. gray. backhanded. cloistered. close. impenetrable. muggy. murky. off. overcast. privy. sable. secluded. skyless. sullen. cloudyly. off.
-
Close. closed. cryptic. implicit. nebulous. obscure. off. overcast.
-
Off. closed. shut. covered. roofed. who keeps her head covered. indirect. oblique. secret. overcast. blocked. close. heavy. hidden. recondite. secluded. stuffy.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|